Hakan Kılıç: “TF-2000, Acil Ve Zaruri İhtiyaçtır“

0
1669
Savunma sanayii analisti Hakan Kılıç ile Türkiye’nin savunma sanayii kapsamında ihtiyaç ve gereksinimlerini ön plana çıkaran kara, hava ve deniz platformlarındaki savunma ve saldırı sistemlerini konuştuk.
Savunma analisti Hakan Kılıç, özellikle TF-2000 projesine dikkat çekerek, TF-2000 hava savunma muhribinin “hava kuvvetlerinin savaş uçağı ihtiyacından veya kara kuvvetlerinin tank ihtiyacından bile daha acil ve zaruri ihtiyaç“ olduğunu belirtti.

ARES Tersanesi ve Meteksan Savunma tarafından geliştirilen Türkiye’nin ilk Silahlı İnsansız Deniz Aracı ULAQ’ın testleri başarıyla gerçekleştiriliyor. ULAQ SİDA’yı Mavi Vatan’ın savunulması çerçevesinde asimetrik harp unsuru olarak nasıl konumlandırırsınız?

SSB Başkanı İsmail Demir, ULAQ’ın seri üretiminin başladığını duyurdu. Daha önce de hatırlayacağınız üzere canlı atış testleri yapılmış ve ULAQ SİDA üzerindeki Cirit lazer güdümlü hafif roket sistemi deniz üzerinde SİDA’dan ateşlenmiş ve karadaki hedefleri vurmuştu. ISR, suüstü harbi, silahlı eskort, kıyı ve tesis koruma yanında asimetrik harekatta da görev alabilecek ULAQ SİDA hem terör unsurlarının liman yapmış veya açıkta demirlemiş görev gruplarına intihar veya diğer şekillerde taarruz etmesine karşı savunma yapma şeklinde kullanılabileceği gibi, bizzat kendisi de intihar saldırısı veya torpido bölgesi veya düşman deniz top menzili içinde yani çok yüksek riskli alana radar RCS değeri düşük olduğundan girerek harekat icra edebilir. Düşman kamikaze botları, terör unsurlarının intihar saldırılarına ve hızlı harekat kabiliyeti ile her türlü küçük tekneye müdahale edebilir. Kendisi asimetrik harpte SAT/SAS timlerini destekleyebilir. 24,5 kt hızı düşük görsel ve RCS değeri ve sesi ile sızma ve hafif saldırı görevlerini icra edebilir. Ege gibi sığ sular veya denizlerde suüstü ve sualtı hedeflerle savaşta öncü ve feda edilebilir bir silah sistemi veya silahlı keşif unsuru gibi görev yapabilir.

Geride bıraktığımız günlerde Baykar ile Motor Sich arasında Akıncı TİHA için MS500 Turboprop Motor Teknik Şartname Anlaşması imzalandı. Akıncı TİHA’nın yeni motorları ne anlama geliyor ve bu entegrasyon başlıca hangi sistemsel kazanımları beraberinde getirebilir?

Henüz Baykar Savunma tarafından uygulanıp, denenip sonuçları resmen duyurulmasa da MS500 motoru ile 2.000 kg faydalı yük sınıra ulaşacağı söylenmekte. Dolayısı ile halen 1.500 kg ile çift motorlu SİHA dünyasında faydalı yük açısından beşinci hatta Rus SİHA’sı henüz operasyonel olmadığı için dördüncü sıradan olan AKINCI, bu motor ile dünyanın en fazla faydalı yük taşıyabilen üçüncü SİHA’sı olacak. Bu durumda MK-84 hariç F-16’larda kullanılan hemen hemen tüm füze ve mühimmatları taşıyan AKINCI’nın hava-yer görevleri silah taşıma çeşidi olarak insanlı bir savaş uçağından farkı kalmamış gibi olacak. Dolayısı ile ağırlığı sebebiyle bugüne kadar düşünülemeyen mühimmat, ISR veya elektronik harp vb. tüm sistemler artık AKINCI’da denenebilir.

Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir, uzun menzilli ve çok katmanlı milli hava savunma sistemimiz Siper’in testlerinin başarıyla tamamlandığını belirterek 2023 yılında envantere alınmasının planlandığını duyurmuştu. Siper’in teslimatlarıyla birlikte özellikle S-400 krizinin yaşandığı bir dönemde Türkiye’nin hava savunma ihtiyacının karşılanması yönünde bizleri nasıl bir süreç bekliyor?

Siper Blok-1 70 km menzili ve nihai olarak 20 km irtifa hedefi ile kademeli, boşluksuz “Türk Hava Savunma Şemsiyesi”nde önemli bir basamak olacak. Çok alçaktan, çok yüksek irtifaya uzanan hava savunma skalasında KORKUT, SUNGUR, HİSAR-A+, HİSAR-O+, HİSAR-RF, SİPER B1…SİPER-U ve sonrasında milli anti-balistik füzeye ulaşan hedefte bir kilometre taşı. SİPER B1, HİSAR-RF gövdesine kanatları açılabilir yani lançere girecek şekilde booster motor ilavesinden ibaret. SİPER, Türkiye’nin Yüksek İrtifa Hava Savunma Füzesi projesinde orta-yüksek arası bir irtifaya hitap edecek. SİPER-U yani S-400 muadili füzemizi yapabileceğimiz konusunda bizleri umutlandıran bir basamak oldu. Türkiye Patriot, Aster-30 gibi sistemlerde teknoloji paylaşımı olmaması ve alınmaması, S-400’de ise diğer hava savunma sistemlerine entegre olamaması sebebi ile, hala daha yüksek-orta irtifa hava savunma sorununu çözmüş değil.
9 yıl süren T-LORAMIDS ihalesinden, seçilen Çin füzesi HQ-9’un iptal edilmesi, Patriot alım süreçlerinin “uzatmalı sevgiliye” dönmesi ve nihayetinden entegre olmayan ve sayıca yetersiz S-400 alınması ile hala daha sistem arayışı içindedir. EUROSAM ile yapılan niyet anlaşması ve en son Macron’un vetosunu kaldırdığının Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanması hep bu arayışın sonucudur. (Burada anti-balistik füze teknolojisi kazanımı ümidi de çok önemli bir yer tutuyor.) Sadece bunlar da değil; TÜBİTAK-SAGE’nin geliştirdiği deneysel G-40 füzesi ve hava-hava füzeleri Göktuğ serisinin ABD NASAMS, İsrail Spyder gibi kara konuşlu versiyonları da muhtemelen booster motor ilavesi ile çalışılıyor. Bunları da karada veya gemilerde görebiliriz. Ayrıca HİSAR ve SİPER serisinin deniz konuşlu versiyonunu bir süre sonra gemilerde göreceğiz.

STM tarafından geliştirilecek olan STM-500 Küçük Boyutlu Denizaltı’nın üretim faaliyetlerine 2022 itibariyle başlanacağı duyuruldu. Genel anlamda sığ sular için geliştirilmesi planlanan STM-500’ün Ege Denizi ve Kıbrıs ekseninde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kullanımına sunulması durumunda oluşabilecek etkileri nasıl yorumlarsınız?

Denizaltılar etkisi ve statüsü gereği nükleer silah taşımasa bile stratejik sistemlerdir. Belki de askeri literatür veya silahsızlanma görüşmelerinde stratejik kabul edilmeyen yani nükleer silah taşımayan denizaltıların bile stratejik önemde görüldüğü yeni tek konvansiyonel silah platformları denizaltılardır. Benim bu konuda bir tanımlamam var: Madem denizaltılarda en büyük silah sessizliğin getirdiği görünmezlik yani konumunun bilinmemesi ise o zaman yeri bilinmeyen bir denizaltı içerdiği yüksek risk ve tehditten dolayı stratejik bir silah sistemidir ama yeri bilinen bir denizaltı sadece bir taktik hedeftir veya o kadar zor bir hedef değildir, özellikle günümüzde torpido atamayan hiçbir platformun kalmadığı bir dünyada.
Diğer yandan ben REİS sınıfı denizaltılar çıktığından yazdığım birkaç yazıdan dolayı TASAM’ın Denizcilik, deniz güvenliği forumunda sunum için çağrıldım ama aslında konvansiyonel yani dizel-elektrik denizaltılar benim bilgi ve ilgi alanımda değil. Çünkü, ben aslen nükleer silah taşıyan balistik füze, bombardıman uçağı, SSBN denizaltısı gibi stratejik silahlar ve platformları çalışıyorum. Öteden beri ilgi alanım askeri uçaklar dışından ana dal olarak bunlar. Burada denizaltıdan ziyade SLBM’ler ve SLBM kabiliyeti. O yüzden bu soruya aslında profesyonel bir yaklaşımla cevap vermem zor. Hele mini denizaltı. Sadece sığ sularda akustik imzası veya kavitasyondan kaynaklanan sesinin hem sığ sular olması hem de küçük gövdeli olması sebebi ile daha düşük olacağını söyleyebilirim. Dolayısı ile Ege gibi sulardan daha gizli/görünmeden harekat icra edebilir. Bunu SAT timleri sızma harekatları için taşıma şeklinde de yapabilir. Bildiğim kadarı ile.

Türkiye ve ABD arasında F-16 ve F-35 konularında yaşanılan sıkıntılar, alternatif uçak arayışlarını gündeme getiriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçtiğimiz günlerde alternatif savaş uçaklarına ilişkin olarak ”Şimdi yeni yeni bazı teklifler geliyor, bakalım ne olacak, ne derece doğru, sağlıklı bilmiyoruz.” dedi. Rusya’nın Federal Askeri-Teknik İşbirliği Servisi’nin (FSVTS) Direktörü Dmitriy Şugayev, ABD ile yaşanan bu sıkıntılar doğrultusunda “Türkiye’nin, Su-35 ile kesinlikle ilgileneceklerini düşünüyorum. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Su-57’ye büyük ilgi gösterdi” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin mevcut teknoloji tabanını göz önünde bulundurursak ne tür alternatiflere yönelmek kısa vadede kazançlı olabilir?

Türkiye’nin F-16, F-35 veya MMU yapılana kadar bir uçağın ara dönem veya ana uçak alımı şeklinde alınmasındaki en büyük sorun zaten para, teknoloji veya ABD vermiyor diye diğer ülkelerin de vermeyecek oluşu değil. Ana sorun alternatifsizlik. Mesele o kadar kilitlendi ki: F-35’in alternatifini alalım desek dünya da tek bir alternatifi var; J-20 ve onu da Çin satmıyor. Daha düşüğüne de razıyız desek F-16’ların 40 adet yeni alımı ve 80 adet modernizasyon kitinin de ABD kongresine takılacağı söyleniyor. Ben inanmıyorum ama konunun uzmanları yani TV’lerdeki savunma uzmanları değil de (onlara zaten inanmam) uluslararası ilişkiler uzmanları ve ABD konusundaki uzmanlar ve ABD’de yaşayan gazeteci/akademisyenler Kongre onayının çok zor olduğunu söylüyorlar. Mecburen onlara itimat ediyoruz. Bu durumda geriye kalan alternatiflerden Rafale zaten Fransız uçağı Fransa’ya ne kadar güvenebileceğimiz ortada. Diğeri EF-2000 Eurofighter Typhoon. Tranche-1 versiyonlarından 30 adet İngiltere tarafından kal edilecek. Fakat bu uçakların gövde ömürleri iyi durumda olsa bile radar ve diğer aviyonik modernizasyonunun çok pahalı olacağı söylenmekte.
Üstelik EF-2000 hem harbe hazırlık oranı çok düşük bir uçak, adeta Amerikan AH-64 Apache savaş helikopteri ile bu konuda yarışır gibi (bu helikopterden hem İngilizlerde hem de Yunanlılarda var), diğer yandan bakım idame masrafı F-16 gibi bir uçağa nazaran çok yüksek olan bir uçak. Yeni sıfır Tranche-3 alsak onunda maliyeti 100 milyon USD’den fazla. Yani F-35’den pahalı. Rus ve Çinlilerin çok güzel uçakları var ama orada da sistem sorunu var. Yani S-400 almaya benzemez. S-400 bir füze. Aldık sisteme yani NATO ve milli radar ağı ve hava savunma sistemine entegre etmeden standalone çalıştırdık. Çalışır mı? Verimi düşse de çalışır/çalışıyor. Ancak uçak öyle değil. Uçağı alıp içini dolduramazsınız, ona depolardaki NATO mühimmatını takamazsınız. Tüm silah, mühimmat, füze ve EH süiti dahil hatta simülatör almanız lazım ki, F-35 yanında ucuz kalır. IFF cihazını bile değiştirmeniz lazım. Üstelik Çin ve Rusya uçağı satar ama hangi hava-hava ve AGM, ARGM, ALCM türü füzeleri satacakları şüpheli. O uçakları tehlikeli yapan zaten o güdümlü füzeler.
Şimdi Türkiye füze teknolojisinde özellikle hava-hava ve hava-yer’de belli bir yere geldi. S-400’e bakım yetkimiz yok. Anlaşma gereği açamıyorsunuz, garantisini bozamıyorsunuz ve sistemin kendini kilitleyin bir anda hava savunma füzesinden soba borusuna dönüşmesine sebebiyet vermemek için müdahale edemiyorsunuz. Fakat bir R-77 hava-hava füzesi veya Çin PL-15 böyle değil. Eğitimde attık deyip içini incelediğinizde kimin haberi olacak. Dolayısı ile yüksek teknoloji içeren uçak tabanlı güdümlü füzelerin verilmesi bence çok zor. Onları vermezlerse de SU-35, J-15 ne işe yarar? ABD’nin F-16 verip AIM-120 vermediği Irak Hv. K. gibi. Bizde AIM-120C7 var ama diğer yandan içi kopya olmasa da Gökdoğan füzesi şaşırtıcı benzerliği ile hep dikkatimi çekmiştir. Yarın Türk R-77’si çıkarsa Rusya buna ne diyebilir? Sadece R-27 (SAR-Yarı aktif radar güdüm) füzesi verilmiş Rus uçağını ne yapayım? IMU silah sistem ara yüzünün kırılıp Amerikan veya Türk (Gökdoğan) füzesini entegresi de olamaz. Buna öncelikle uçağın satıcısı ülkenin sonra da füze imalatçısı ülkenin razı olması lazım.
Sonuç maliyet, sistem farkı ve diğer politik sebeplerle bu yönü ile de alternatifsiziz. Eminim ki bu sebepler tıpkı benim gibi: F-35 vermeyen ABD’den F-16 istemek hükümetin de içine sinmese bile başka alternatif zor görünüyor, ta ki çok radikal siyasi kararlar almadıkça veya çok büyük bütçe ayırmadıkça. Aslıda bu konunda Suudi Arabistan veya ABD/Çin gibi savunma bütçesi olan bir ülke olsak, istediğimiz füzelerini vermeseler de SU-35’den girer, J-15, J-10’dan çıkardık. Tüm hava kuvvetlerini baştan yenilerdik.

Rosoboronexport Genel Direktörü Miheyev, geçtiğimiz günlerde “Türkiye ile S-400’lerle ilgili teknoloji (transferi) konusunda işbirliğine başladık. Bazı parçaları ve üretimini yerelleştiriyoruz, bu konuda çalışmalara başladık.” dedi. Bu kapsamda bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz ve yakın bir süreçte S-400 ikinci partinin imzalanması söz konusu olabilir mi?

İkinci parti hususunda alınacağı konusunda bilgim yok, şu ana kadar sanmıyordum da. Ancak dün Sayın Cumhurbaşkanı, Türkiye ile Rusya arasında S-400’ün bazı parçalarının Türkiye’de üretilmesi konusunda mutabakat yapıldığını ancak bu konuların ayrıntılarının paylaşılmaması konusunda da anlaşıldığını söyledi. Yani açıklanmayacak. Dolayısı ile biz zaten katı yakıt hava savunma füzesi roket motoru yapıyoruz (Hisar/Siper), zaten güdüm sistemi yapıyoruz, zaten radar yapıyoruz. Yani S-400’de bizim SİPER-U için işimize yarayacak teknoloji transferi TVC veya aktif radar güdüm sistemi, soğuk fırlatma, radar yazılımı vb. kritik teknolojileri verip-vermediklerini öğrenemeyeceğimiz için yorum da yapamayacağız.
Ancak şahsi fikrim Rusların bunları başka bir ülkeye hele bir NATO ülkesine vermesinin imkansız olması. Yani füze parçaları, kamyonlar vs. olabilir. ROKETSAN zaten yıllar önce Patriot gövde parçalarını ve kanatçıkları alt yüklenici olarak üretiyordu. Bu bizim Patriot yapabilmemizi sağladı mı? Hayır. Yani S-400 ile verilecek ToT bizim S-400 ayarında bir SİPER-U yapmamızı sağlayacak ise ikinci filoyu veya paketi alalım, hatta parasını verelim füze vermeseler de olur. Ancak kritik teknoloji değil ise S-400 alımının maliyetini düşürmekten başka işe yaramayacağı gibi CAATSA’yı da daha fazla azdırıp üzerimize salacaktır.

Bilindiği üzere Yunanistan, Fransa’dan Rafale savaş uçakları satın aldı ve envanterindeki F-16 savaş uçaklarının da modernizasyonunu gerçekleştiriyor. Aynı zamanda F-35 için de adımlar atacağı belirtiliyor. Ege Denizi’nde Yunanistan ile Türkiye arasındaki hava gücü dengesi nasıl yorumlanabilir?

TV’lerde tersine yorumlar yapılsa da asla katılmıyorum ve yorumcuları da yorumlamayacağım. Yunanistan’ın 24 kesin 40 adet Rafale aldığı ve Kongre onayı alınmış anlaşmayı da imzalarsa 40 veya 50 tane alma ihtimali olan F-35 ile, yani 40 Rafale, 40/50 F-35A ile Ege’de denge menge kalmaz. Kriz anında hava hakimiyetini geçin hava üstünlüğü bile kalmaz. Bırakın Meteor füzeli Rafale’i F-35 bile yeterli. Hatta Türkiye’de “F-16’lar MMU gelene kadar yeterli” resmi açıklamaları varken Rafale ve F35 söylentilerinden sonra bir anda 40+80 F-16 alımı/modernizasyonu gündeme geldi ki, daha öncesi Temmuz ayında çeşitli Amerikan savunma kulislerinde Türkiye’nin F-15X istediği, ABD’nin şartlı verdiği, Türkiye’nin de haklı olarak böyle bir şartlı alımı kabul etmeyerek, tarafların F-16 Blok70 üzerinde görüşmelere başlama kararı aldıkları yansımıştı.
Daha doğrusu yansımadı da kulis bilgisi idi. Bu sebeple Temmuz ayında olayı sadece emojilerle anlatan imalı bir tweet atmıştım. Şimdi gelinen noktada MMU seri üretilip filolara dağıtılana kadar ki süreçte bir uçak ihtiyacı var ve bana sorarsanız arkasında duracağım kesinlikle şu ülkeden şu uçak alınmalı diyebileceğim bir alternatif yok.

TF-2000 projesinin Türk Deniz Kuvvetleri için neden önemli? Kazandıracağı avantajlar ve fırsatlar nelerdir?

Bence ve yıllardır yazdığım üzere, TF-2000 hava savunma muhribi, hava kuvvetlerinin savaş uçağı ihtiyacından veya kara kuvvetlerinin tank ihtiyacından bile daha acil ve zaruri ihtiyaçtır. Çünkü şu an TCG Anadolu havuzlu çıkarma gemisi bir görev gücü ile Akdeniz veya okyanus aşırı harekat yapsa onları koruyacak bir hava savunma fırkateyni veya muhribimiz yoktur. Mevcut firkateynlerdeki 70’li yılların teknolojisini içeren SM-1 füzeleri sadece geminin kendisini koruyacak menzil ve kabiliyettedir. Günümüzün süpersonik gemisavarları, savaş uçakları hatta yeni çıkan hipersonik silahlara karşı değil. Deniz sistemleri uzmanı değilim ama, zaten ben TF-2000 yapılmadan TCG Anadolu neden yapıldı hala anlamış da değilim. Sanırım o zamanlar NATO içinde NATO görev güçleri ile harekat yapacak kapasitede, 3 taburu taşıyacak bir gemi olarak planlandı. Yani NATO gemileri hava şemsiyesinde birlikte görev gücünde harekat yapacak.
Ancak şu an Türkiye’nin dış politikasındaki romantik kırılmalar yanında Mavi Vatan gibi haklı ve gerçekçi politikaların bazı NATO ülkeleri ile çelişmesi geminin çok uluslu NATO dışı görevler haricinde de kullanılacağı hususunu doğurdu. Yani firkateynlerimiz Kardak’da Yunan donanmasının önüne nasıl çıktı ise bu gemi de aynı durumda bir gün olabilir. Ancak gelgör ki Türkiye’nin deniz konuşlu balistik füze savunma sistemi olmadığı gibi bölge hava savunma gemisi de yok. Bazıları benim gemi konuşlu anti-balistik füze gerekli ve diğer ülkeleri örnek vermeme gülerek hangi ülkeden balistik füze tehdidi var veya kara konuşlu yeterli diyorlar. Gülerler, çünkü gemisavar balistik füzelerden haberleri olmayacak kadar cahiller. Sanıyorlar ki ben TF-2000’i veya öteden beri EUROSAM SAMP-T Aster-30’u gemi Boğaz’da dolaşsın İstanbul’u korusun diye istiyorum. Esas mesele görev gücünü korumak. Çin yapımı gemisavar balistik füzelerden İran’da yaptı.
Bunların yarın satılmayacağını veya yayılmayacağını kim garanti edebilir? Örneğin Rus hipersonik Zircon füzesinin yarın muadilinin İsrail, Mısır veya başka ülke donanmasında da olmayacağını? Yani tehdit sadece balistik füzeler veya klasik gemisavarlar değil, stealth uçaklardan, SİHA’lara, kamikaze/sürü drone’lardan (Swarms), hipersonik gemisavarlara kadar çok çeşitli ve tıpkı karadaki gibi denizde de her irtifaya hitap eden ayrı ayrı füzelerden oluşan ve hepsinden de önemlisi havadaki ve suüstündeki hatta karadaki karargah ile TAM ENTEGRE bir ağ merkezli harp teknolojisine sahip hava savunma şemsiyesi olmalı. Yoksa dünyanın en iyi hava savunma füzesi bile tek başına dolaşan ve kimseden taktik hava resmi alamayan bir gemiyi koruyamaz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here