İsrail’in Kuruluşunun Arka Planı:Yahudilik ve Siyonizm

0
2293

Yahudi tarihine baktığımızda Yahudiliğin köklerinin 4.000 yıl önceye kadar uzanmış olup kurucu ataları olan İbrahim, onun oğlu İshak ve torunu Yakup ile başladığını görmekteyiz. Yahudi ırkının ve Yahudi dinin atası sayılan İbrahim ve eşi Sarah’a ait mezar kalıntıları Eski Kudüs’ün 20 km güneyinde Hebron kentinde Machpelah mağarasındaki antika kabirlerde bulunmaktadır. Bu antika kabirler içerisinde torunu Yakup’un ve Yusuf’un mezarları da yer almaktadır. İşte Yahudi milletinin tarihi bu yörede başlamaktadır.[1]

Tek Tanrıya inanan ilk insanlar olan Yahudiler, kurdukları ‘’Yahuda’’ devletinin adı dolayısı ile böyle isimlendirilmiş. Hz. Yakub’a atfedilen bir kahramanlık efsanesi nedeniyle İsrailoğulları adını alan kavim, Hz. Musa ile beraber Musevi, Kral Süleyman’dan itibaren de Yahudi adlarıyla anılmış olmakla birlikte bunların hepsi aynı kavmin adı olarak tarihte yerini almıştır.[2] İsrail, sözcüğünün birçok anlamı vardır. Bunlar Tanrı için savaşan, Tanrılara karşı savaşan, Tanrı tarafından yönetilen kişi ve Tanrının uğraştığı kişi, Tanrı doğrudur veya Tanrı’nın doğru kulu gibi anlamlar taşımaktadır.[3]

Tevrat

Yahudilerin ilk dönem tarihi konusundaki esas bilgi kaynağımız Tevrat’tır. Kitab-ı Mukaddes’in ilk beş kitabını oluşturan Tekvin, Çıkış, Levililer, Sayılar ve Tesniye bir bütün olarak Tora adı ile bilinir. Yahudi halkı kendi kutsal kitaplarına Tora (Tevrat), Neviim (Peygamberler) ve Ketuvim (Kitaplar) baş harflerinden meydana gelen ‘’Tanakh’’ ismini verirler.[4] Tevrat’a göre Yahudilerin en eski vatanları Mezopotamya coğrafyasıdır. Hazreti Nuh’un oğlundan ve Sami kabilesinden geldiklerine inanırlar. Yine Tevrat’a göre Tanrı, Hazreti İbrahim’e Nil nehrinden Fırat nehrine kadar uzanan toprakları İsrailoğullarına verdiğini, Hz. İbrahim de kabilesi ile ‘’vaat edilmiş topraklara’’ yani Kenan diyarına göç etmişlerdir. Hazreti Yakub’un oğulları Aşer, Ruben, Gad, Şimeon, Naftali, Levi, Dan, Yahuda, Benyamin, İssakar, Yusuf ve Zebulun adları ile anılan On iki Kabile de ‘’Beni İsrail’’, İsrailoğulları adını alarak İsrail kavmini oluşturmuştur.[5] Hz. Yakub ve oğulları Kenan diyarından Mısır’a göç etmişlerdir.

Yahudiler burada Mısır Firavunları tarafından köleleştirildiler. 400 yıl süren kölelikten sonra Yahudiler, Hz. Musa önderliğinde Mısır’dan ayrılarak vaat edilmiş topraklara doğru yola çıkmışlardır. Tevrat bu döneme Çıkış demektedir. Sina çölünde 40 yıl geçiren Yahudiler orada bir millet halinde birleşerek On emri içeren Tevrat kitabını aldılar. Hz. Musa önderliğinde Mısır’dan ayrılış İsrailoğulları’nın milli hafızası üstünde silinmez bir iz bırakarak özgürlüklerinin evrensel bir simgesi olmuştur. Yahudiler bu dönemde yaşanmış olayları hatırlamak için her yıl Pesah (Hamursuz), Şavuot ve Sukkot kutlamaları düzenlemektedirler.[6]

Hz. Musa’nın Rolü

Yahudi tarihine baktığımızda Hz. Musa, etrafında her şeyin döndüğü eksen rolünü oynamaktadır. Hz. İbrahim ise kurucu ata olmasına rağmen; Hz. Musa, Yahudilerin yaratıcı gücü ve yönlendiricisi durumundadır. Onun sayesinde İsrailoğulları istikbali olan seçkin bir millet mertebesine yükseldiler.[7] Yahudiler vaat edilen topraklara yeniden geldiklerinde bu diyarların çoğunu fethetmişledir. Savaş zamanlarında İsrail halkı, siyasi ve askeri becerilerinden dolayı Hakimler diye bilinen liderlerin etrafında toplandılar.[8] Yahudiler savaş zamanlarında kabileler arasında birlik sağlayacak güçlü ve kalıcı bir lidere ihtiyaç duymaktaydı. M.Ö. 1020 yılında ilk Yahudi Kralı olarak başa geçen Saul, 12 kabileyi savaş döneminde Ammonilere karşı birleştirmiştir.[9] Saul’dan sonra halefi olan Davud kral olmuştur.

M.Ö. 1004-965 tarihleri arasında Davud, yurt içinde 12 kabileyi tek bir krallık altında birleştirmiş ve Kudüs’ü ele geçirerek bu şehri ilk Yahudi devletinin başkenti yapmıştır. Krallığı ve Kudüs’ü Yahudi ulusal hayatının merkezi yaptı. Bu dönemde Tevrat’a bazı ilaveler yapılmış. Bu kutsal kitaba Zebur denmiştir. Kral Davud öldükten sonra yerine oğlu Süleyman geçmiştir. Kral Süleyman zamanı krallık tarihinin en güçlü dönemidir. Kudüs’teki ilk Yahudi tapınağını (Beyt ta Mikdaş-Süleyman Mabedi) inşa ettirerek burayı Yahudiler için milli ve dini olarak kutsal bir merkez haline getirmiştir.[10]

M.Ö. 930 yılında Kral Süleyman’ın ölümünden sonra çıkan kabileler arası iç ihtilaflar sonucu çıkan isyan neticesinde, On kabile krallıktan ayrılmıştır. Ülke, biri kuzeyde diğeri güneyde olmak üzere iki ayrı Yahudi devletine bölünmüştür. Kuzey’de Samiriye başkenti ile İsrail Krallığı 20 yıldan daha uzun süre yaşamıştır. Güneyde ise Kudüs başkentiyle Yahuda Krallığı Davut’un soyundan gelen krallarla 400 yıl boyunca varlığını sürdürmüştür. Babil ve Asur İmparatorluklarının genişlemesi sonucu ilk olarak İsrail Krallığı daha sonra da Yahuda Krallığı istilaya uğramıştır. M.Ö. 722 yılında İsrail Krallığı Asur İmparatorluğu tarafından yıkılmıştır. Yüz sene kadar sonra ise Yahuda Krallığı Babilliler tarafında fethedilmiş ve halkının çoğu sürgüne gönderilmiştir.

Babilliler tarafından Kudüs tahrip edilmiş ve tapınak yıkılmıştır.[11] Babil istilası ilk tapınak dönemini sona erdirmiş, fakat Yahudi halkı Filistin toprakları ile bağlarını koparmamıştır. Yahudiler sürgün edildikten sonra yeni bir hayat tarzı geliştirerek dini ve milli kimliğini korumuştur. Babil esareti Yahudiler için 70 yıl sürmüştür. Babil İmparatorluğunu fetheden Pers kralı Keyhüsrev’in emri ile sürgündeki Yahudilerin dönmesine izin verilmiştir.[12]

Yahudilerin Filistin’e Geri Dönüşü

Yahudi halkı Yazıcı Ezra öncülüğünde Filistin’e geri dönmüştür. İlk Tapınağın yıkılmasında sonra M.Ö. 515’te ikinci tapınağın inşa edilmesi ve Yahudi halkının dini ve adli makamı olarak Knessett Hagedolah (Büyük Meclis)’in kurulması ile İkinci Tapınak dönemi başlamıştır.[13] Filistin üzerindeki Pers egemenliği yerini bu sefer Makedonya Kralı Büyük İskender’in bu toprakları ele geçirmesiyle Helenistik/Yunan medeniyetinin hakimiyetine bırakmıştır. Bu dönem süresince Yahudi halkı “Yunanlaştırma” politikasının baskısı ile karşı karşıya kalmıştır. Yunanlı yöneticiler Tevrat kitabını yasaklarken, Kutsal Tapınağa Zeus heykelinin konması da Yahudilerin öfkelenmesine yol açmıştır.[14] Yahudi halkının bu öfkesi rahipler sınıfından gelen Makabi ailesinin öncülüğünde bir isyana dönüşmüştür. Makabi isyanı sonucunda Yahudiler Kudüs’e girdiler ve Tapınağı temizlediler. Yahudi halkı bu isyanı her yıl Hannuka bayramı ile anmaktadır.[15]

Yahudi halkı Yunan hâkimiyetinden sonra Romalıların hâkimiyeti altına girmiştir. M.Ö. 63-M.S. 313 yılları arasında Filistin toprakları Romalıların eline geçmiştir. Yahudi halkına karşı yeniden dini yasaklar ve ağır vergilerin konulması ile feodal yöneticilerin zulmü Romalılara karşı ayaklanmalara sebep olmuştur. [16] Yahudi halkı, Roma hâkimiyeti altında olduğu tarih boyunca üç büyük isyan gerçekleştirmiştir. Birincisi  ‘’Büyük İsyan’’ adıyla da anılan birinci Yahudi isyanı (66-73), ikincisi Kitos Savaşı (115-117) ve son olarak da Bar-Kokhba İsyanı’dır (132-135).[17] Bu isyanlar ve savaşlar sonucunda Kudüs ele geçirilmiş fakat Tapınak büyük tahribata uğramış, içindeki kutsal Menorah, törenle Kudüs’ten Roma’ya götürülmüştür. Tapınaktan geriye sadece batı tarafındaki duvar kalmıştır. Günümüzde bu duvara ‘’Ağlama Duvarı’’ da denmektedir.[18]   Yahudi halkı bu savaşlar sonucunda büyük kayıplar vermiş ve yeniden sürgün edilmişlerdir. Yahudilerin bir kısmı Romalılar tarafından Batı Avrupa’ya köle ve esir olarak götürülürken bir kısmı da Doğu Avrupa, Kuzey Afrika ve Anadolu’ya göç ederek kaçmıştır. [19]

Kudüs’ün tamamen yakılması ve Tapınağın yıkılmasına rağmen Yahudiler ve Yahudilik hayatta kalmayı başarmıştır. Romalılar tarafından Yahudiye’nin adını Palaestina (Filistin) olarak, Kudüs’ün adı ise Aelia Capitolina olarak değiştirilmiştir.[20] O sırada dünyadaki Yahudi nüfusu 7.000.000 civarındadır. Bunların 5.000.000 Roma İmparatorluğunun topraklarında yaşarken, 2.000.000 civarı Filistin’de, 1.000.000 Part İmparatorluğunda, geriye kalan 1.000.000 başka topraklarda yaşamaktadır.[21] M.S. 324’te Roma İmparatorluğu bölününce Filistin toprakları Bizans İmparatorluğunun (313-636) payına düşmüştür. Bizans’ın Hristiyanlığı seçmesi ile bu topraklar Hristiyanlaşmış ve Kudüs’te birçok kilise inşa edilmiştir. Yahudilerin Kudüs’e girmeleri yasaklanmış olup vaftiz olmaları için baskı görmüşlerdir. Bu süreçte Yahudilerin hayatlarında toplumsal ve kurumsal değişikliklerde olmuştur. Dini yaşamlarında rahiplerin yerini hahamlar almış, sinagoglar ibadet yeri olarak ortaya çıkmıştır.[22]

İslamiyet’in ortaya çıkması ile Yahudi halkı için yeni bir dönemin başlangıcı olduğu söylenebilir. Kudüs’e yeniden Yahudilerin yerleşmesi başlamış ve dini uygulamalarında serbestlik kazanmışlardır. Hz. Muhammed döneminde Arap Yahudi kabileler arasında bir sözleşme de yapılmıştır. XI. Yüzyıl sonlarına gelindiğinde Filistin topraklarındaki Yahudi halkı önemli derecede azalmış, örgütlenme ve dini açıdan birliktelik gittikçe kaybolmaya başlamıştır.[23] Araplar Kudüs ve çevresini 637’de ele geçirmişlerdir. Bizans İmparatorluğunun baskısı ve zulmü alında kalan Yahudiler, Araplara yardım etmişlerdi. Filistin’de bu tarihteki Yahudi nüfusu %5 civarındadır. Bu tarihten sonra Yahudilik ve Hristiyanlık için kutsal olan Kudüs şehri artık Müslümanlar içinde önemli bir dini merkez haline gelmiştir.[24]

Papa II. Urban’ın çağrısı ile Avrupa’da toplanan Haçlı Orduları 1099’da kutsal toprakları ele geçirdiler. Haçlılar yaklaşık 200 yıl boyunca bu topraklara hakim oldular. Kudüs’ün Hristiyan olmayan halkının çoğunu öldürmüşler ve Yahudilerin çoğunu ya köle yapmışlar ya da kıyımdan geçirmişlerdir.[25] XI. Yüzyılda Haçlı Seferleri ile başlayan Yahudi düşmanlığı, Hristiyan toplumunda iktisadi, sosyal ve siyasi etkileri ile birlikte gittikçe artmıştır. XIV. Yüzyıl itibarıyla Yahudiler getto (Yahudi Mahallesi) denilen kötü yaşam şartlarının sürdüğü alanlara kapanarak yaşamlarını muhafaza etmişlerdir. Yahudiler göğüslerinde kumaştan sarı bir işaret taşıma ve sivri bir şapka giyerek, Yahudi olduklarını simgeleyen kıyafetleri giyme yükümlülüğü taşımışlardır. Ayrıca ticaret hayatı içerisinde sadece sarraflık yapmalarına izin verilmiştir.[26]

Ortaçağ’da özellikle Batı Avrupa da yükselen Yahudi düşmanlığı sonucunda, Yahudiler 1290 yılında İngiltere’den sürülmüşlerdir. Almanya’da 150 kişilik bir Yahudi cemaati katledilmiştir. 1392 yılına geldiğimizde Fransız Kralı İngiliz uygulamalarını tekrar ederek Yahudileri sürmüştür. 1492’de İspanya’dan ve 1497’de Portekiz’den kovulmuşlardır. Bunun sonucunda İber yarımadasındaki büyük Yahudi cemaati dağılmış ve batı Avrupa’daki Yahudiler başka ülkelere ve bölgelere göç etmiştir. Yahudilerin bir kısmı Hollanda’ya, bir kısmı İtalya topraklarına, bir kısmı Kuzey Afrika’ya ve büyük bir kısmı da Osmanlı İmparatorluğuna göç etmiştir.[27]

Osmanlı Devletine Yahudi Göçü

Osmanlı Devletine Yahudi göçü dalgalar halinde meydana gelmiştir. İlk Yahudi göçmenler Balkanlara ve Anadolu’ya yerleşmişlerdir. Onları Orta Avrupa’dan gelen Aşkenazi Yahudileri izlemiştir. II. Mehmet, 1453’te İstanbul’un fethi ile birlikte Makedonya’dan, Yunanistan’dan, Bulgaristan’dan, Arnavutluk’tan ve Osmanlı topraklarının diğer bölgelerinden buraya birçok Yahudi getirtmiştir. XV. Yüzyıl ortalarından başlayarak Yahudiler; Selanik’e, İstanbul’a, Safed’e, Halep’e ve Kudüs’e gelmiştir. Ancak daha büyük göç dalgaları 1492 ve 1497 sürgünleri sonucunda gelmiştir. Daha sonraki göç dalgaları 1536 ve 1562’den sonra Portekiz topraklarından olmuştur.[28] Osmanlı İmparatorluğuna 1492 yılından sonra İber yarımadasından 90.000 kadar Yahudi gelmiştir. Zamanla İstanbul Avrupa’nın en büyük Yahudi cemaati merkezi konumuna gelmiştir. Onu takip eden Selanik ise ikinci büyük Yahudi şehri olmuştur.

Yahudiler, 1493’te İspanya’dan matbaa makineleri getirerek İstanbul’un ilk matbaasını kurmuşlardır. Yahudiler; 1504’te yine İstanbul’da, 1510’da Selanik’te, 1554’te Edirne’de, 1557’de Kahire’de, 1605’te Şam’da ve 1646’da İzmir’de de matbaalar açmışlardır.[29] Yahudiler, Osmanlı Devletinin maliye ve diplomasi faaliyetlerinde önemli roller almış ve Batı devletleri ile ilişkilerin yürütülmesinde önemli görevler üstlenmişlerdir. Yahudiler saray içerisinde cerrah ve hekimbaşı olabilme ayrıcalığına da sahip olmuştur. Öte yandan zaman zaman tekstil, sarraflık, ticaret, bankacılık, tefecilik, dış politika ve casusluk gibi meslek dallarında yükselme imkânı bulmuşladır.[30] 

1517’deki Osmanlı İmparatorluğunun bu toprakları fethinden sonra Nablus, Gazze, Safed, Hebron ve Kudüs şehirlerinde 1.000 kadar Yahudi aile yaşıyordu. Yahudilerin iyi yaşam şartları Osmanlı’ya Yahudi göçünü teşvik etmiştir. Yeni göçlerle gelenlerden bazıları Kudüs’e yerleşmiş ama çoğunluk Safed şehrine yoğunlaşmıştır. Bu bölgede XVI. Asrın ortalarına doğru Yahudi nüfus 10.000 civarına yükselmiştir.[31] XIX. Yüzyılda Osmanlı Yahudileri III. Selim’in çağrısına uyarak, Bahriye’ye katılarak devletin savunmasında görev almışladır. Tüm bu gelişmeler sonucu Yahudi hayatı gittikçe iyiye gitmiştir. 1860 yılına gelindiğinde Kudüs şehri kalabalıklaşmış ve yeni yerleşim alanları kurmuşlardır.

1870’lerde Kudüs’te Yahudi çoğunluk oluşmuş ve birçok tarım arazi satın alınmış. Ayrıca bu topraklarda ibrani dili canlanmaya başlamıştır.[32]  Avrupa’da başlayan milliyetçilik hareketi birçok ülkede Yahudi aleyhtarlığını yükseltti. Geçmişten günümüze Yahudileri sevmeyen bu toplumlarda Yahudilere karşı şiddet olayları arttı. 1881’de Çar II. Aleksandr’ın öldürülmesi ile Rusya’da Yahudi düşmanlığı (Anti Semitizm) ve Yahudilere saldırılar (pogroms) resmi devlet politikası haline gelmiştir. Yahudi topluluğuna birçok yasaklama getirildi.

Bu hadiseler sonucu Yahudi halkı kitleler halinde Rusya’dan başka ülkelere göç etmeye başlamışlardır. Bu kitle halindeki göç durumuna “aliyah” denmektedir. Bu Yahudi göç dalgasının ilki 1881-1891 yılları arasında meydana gelmiştir. 134.000 Yahudi Amerika’ya, 15.000 Yahudi de başka ülkelere gitmiştir ki bu 15.000’den 5.000’i Filistin topraklarına göç etmiştir.[33]

‘’Antisemitizm’’ kavramı ilk olarak 1870’lerde Alman gazeteci Wilhelm Marr tarafından resmi literatüre sokulmuştur. İlk zamanlar Yahudi düşmanlığı dini bir zemine oturtulmuştur. Buna göre Yahudiler, yaygın inanışa göre İsa Mesih’in katili olarak suçlanmışlardır. Marr’ın anlayışı ise bundan gayet farklı olarak Yahudilerin tamamen farklı bir millet olduğunu ve asimile olmayacaklarını dile getiren bir anlayıştı. 1870’lerde Avrupa genelinde yaşanılan huzursuzluk ve çok sayıda milletin ortaya çıkışı özellikle Yahudilere olan düşmanlığı artırmıştır. Bu dönemde Antisemitizm Fransa’da da revaçtaydı. Özellikle 1894 yılında vatana ihanet suçu ile yargılanan Yahudi asıllı subay Alfred Drefyus davası Yahudi toplumu üzerinde derin bir etki yaratmıştır.[34] Tüm bu yaşanan olaylar sonucunda Yahudilerde milli bir şuur oluşmaya başlamıştır.

Siyaset Bilimci – Umur Tugay Yücel

[1] Paul Johnson, Yahudi Tarihi, Çev. Filiz Orman, İstanbul, Pozitif Yayınları, 2001, s.11

[2] Malike Bileydi Koç, İsrail Devletinin Kuruluşu ve Bölgesel Etkileri 1948-2006, İstanbul, Günizi Yayıncılık, 2006, s.59

[3] Paul Johnson, op.cit., s.32

[4] Dan & Lavınıa Cohn-Sherbok, Yahudiliğin Kısa Tarihi, Çev. Bilal Baş, İstanbul, İz Yayıncılık, 2011, s.23

[5] Malike Bileydi Koç, op.cit., s.60

[6] Ruth Ben-Haim, İsrail Hakkında Gerçekler, Kudüs, İsrail Enformasyon Merkezi, 2008, s.8-9

[7] Paul Johnson, op.cit., s.39

[8] Ruth Ben-Haim, op.cit., s.9

[9] Dan & Lavınıa Cohn-Sherbok, op.cit., s.37

[10] Malike Bileydi Koç, op.cit., s.62

[11] Ruth Ben-Haim, op.cit., s.11-12

[12] Malike Bileydi Koç, op.cit., s.63

[13] Ruth Ben-Haim, op.cit., s.14

[14] Malike Bileydi Koç, op.cit., s.64

[15] Dan & Lavınıa Cohn-Sherbok, op.cit., s.54

[16] Malike Bileydi Koç, op.cit., s.64-65

[17] Hakan Olgun, ‘’Modern İsrail’in Milli Kimlik Kaynağı Olarak Josephus’un ‘Masada’ Alıntısı’’, Milel ve Nihal İnanç, Kültür ve Mitoloji Dergisi, Cilt 10, No 1, 2013, s.17

[18] Hatice P. Erdemir ve Halil Erdemir, ‘’Kudüs’te Yahudi İsyanı ve Yahudiler’’, History Studies: International Journal of History, Cilt 2, No Özel Sayı, 2010, s.124

[19] Malike Bileydi Koç, op.cit., s.66

[20] Ruth Ben-Haim, op.cit., s.19-20

[21] Jacques Attalı, Yahudiler, Dünya ve Para: Yahudi Halkının Ekonomik Tarihi, Çev. Berna Günen, İstanbul, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2014, s.70

[22] Malike Bileydi Koç, op.cit., s.66-67

[23] Ruth Ben Haim, op.cit., s.22-23

[24] Malike Bileydi Koç, op.cit., s.69

[25]Ruth Ben Haim, op.cit., s.23

[26] Malike Bileydi Koç, op.cit., s.67

[27] Dan & Lavınıa Cohn-Sherbok, op.cit., s.84-85

[28] Davıd B. Ruderman, Erken Dönem Yahudi Tarihi, Çev. Lizet Deadato, İstanbul, İnkilap, 2013, s.20

[29] Jacques Attalı, op.cit., s. 210-211

[30] Malike Bileydi Koç, op.cit., s.79

[31] Ruth Ben Haim, op.cit., s.25

[32] Malike Bileydi Koç, op.cit., s. 82-83

[33] Fahir Armaoğlu, Filistin Meselesi ve Arap – İsrail Savaşları (1948-1988), Ankara, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1989, s.12-13

[34] Dan & Lavınıa Cohn-Sherbok, op.cit., s.135-136

KAYNAKÇA

  • ARMAOĞLU, Fahir; Filistin Meselesi ve Arap-İsrail Savaşları (1948-1988),     Ankara, Türkiye İş Bankası Yayınları, 1989.
  • ATTALI, Jacques; Yahudiler, Dünya ve Para: Yahudi Halkının Ekonomik Tarihi,  Çev. Berna Günen, İstanbul, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2014.
  • ERDEMİR, Halil ve ERDEMİR, Hatice; ‘’Kudüs’te Yahudi İsyanı ve Yahudiler’’, History Studies Internatıonal Journal of History, Cilt 2, Özel Sayı, 2010, ss. 117-136
  • HAİM-BEN, Ruth; İsrail Hakkında Gerçekler, Kudüs, İsrail Enformasyon Merkezi, 2008.
  • JOHNSON, Paul; Yahudi Tarihi, Çev. Filiz Orman, İstanbul, Pozitif Yayınları, 2001.
  • KOÇ, Bileydi Malike; İsrail Devleti’nin Kuruluşu ve Bölgesel Etkileri 1948-2006, İstanbul, Günizi Yayıncılık, 2006.
  • OLGUN, Hakan; ‘’Modern İsrail’in Milli Kimlik Kaynağı Olarak Josephus’un ‘Masada’ Anlatısı’’, Milel ve Nihal İnanç, Kültür ve Mitoloji Araştırmaları Dergisi, Cilt 10, No 1, 2013, ss.7-40
  • RUDERMAN, B. Davıd; Erken Dönem Yahudi Tarihi, Çev. Lizet Deadato, İstanbul, İnkilap Kitabevi, 2013.
  • SHERBOK, Dan-Cohn; Yahudiliğin Kısa Tarihi, Çev. Bilal Baş, İstanbul, İz Yayıncılık, 2011.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here