Ana Sayfa Genel İsrail'in Doğu Akdeniz Stratejisi'nde Donanma Gücü

İsrail’in Doğu Akdeniz Stratejisi’nde Donanma Gücü

Silahlı kuvvetlerin misyon ve görevleri her daim ülkenin içinde bulunduğu coğrafya tarafından belirlenir. Bu tespit tüm donanmalar, özelde İsrail Donanması için de geçerlidir. En eski zamanlardan günümüze kadar Doğu Akdeniz’de varlık göstermiş tüm uygarlıkların ekonomilerinde deniz ticareti önemli yere sahip olmuştur. Fakat konu İsrail olduğunda, deniz ticaretinin işlevi ve önemi daha da kritik bir hal almaktadır.

Zira İsrail’in kara sınırları hasım ya da en azından dost sayılamayacak komşularla çevrilidir. İsrail’in kriz ve savaş dönemlerinde ticari ve askerî yüklerin taşınmasında karayollarına güvenmesi mümkün değildir. Kaldı ki, barış döneminde dahi İsrail, deniz ulaştırma yollarına komşularından çok daha fazla bağımlı durumdadır ki dış ticaret yüklerinin yaklaşık %95’inin denizyoluyla taşındığı bilgisi, söz konusu bağımlılığın boyutunu ortaya koymaktadır.

Sorun İsrail’in, Akdeniz ve Kızıldeniz’e kendi kontrolünde olmayan seyrüsefer rotaları üzerinden açılmasıdır. Nitekim nüfusun yaklaşık %70’inin, kritik altyapıların %75’inin ve enerji tesisleri ile petrol rafinerilerinin tamamımın kıyılarda ya da kıyılara çok yakın yerlerde bulunması, ülkenin denizden gelebilecek saldırılar karşısındaki hassasiyetini göstermektedir.

h scaled

Son olarak, İsrail’in Akdeniz’de 190 km’lik, Kızıldeniz’de 12 km’lik kıyı şeridi bulunmaktadır. 1982 BMDHS’nin deniz yetki alanlarına ilişkin düzenlemelerine dayanan Tel Aviv yönetimi, 12 deniz millik karasuları ve ilaveten MEB ilan etmiştir. Doğu Akdeniz’de ilan edilen MEB sınırları içerisinde hidrokarbon rezervlerinin keşfedilmiş olması İsrail’in enerji arz güvenliğini sağlamanın ötesinde Avrupa ve hatta Asya pazarlarına ihracat yapma potansiyeli taşımaktadır. Ancak bu durum aynı zamanda aralarında Türkiye ve Lübnan’ında olduğu bölge ülkeleriyle çatışma riskini de arttırmaktadır (1).

Kuşkusuz yukarıda sıralanan deniz alaka ve menfaatleri koruma arayışı, İsrail’i bir donanma teşkil ve idame etmeye iten belirleyici faktörler olmuştur. Bunlara ek olarak İsrail’in, donanma gücü sayesinde coğrafi açıdan sahip olmadığı stratejik derinliği yaratmaya çalıştığı da ileri sürülebilir.  İsrail gibi küçük ülkelerin stratejik derinlik için yegâne seçeneği denizlere yönelmektir. Son yıllarda İsrail stratejik düşüncesinin de bu seçeneğe yöneldiği anlaşılmaktadır.

İsrail’in Donanma Tarihi

İsrail Donanması, 17 Mart 1948 tarihinde kurulmuştur. Uzun yıllar boyunca İsrail Savunma Stratejisi’nde, donanmanın tali roller üstlendiği; kara ve hava kuvvetlerine nazaran savunma bütçesinden düşük pay aldığı görülmektedir. Bu durumun nedeni, İsrail’in güvenliğine yönelik en ciddi tehditlerin denizden değil, karadan ve havadan gelmesidir. Muhtemelen İsrail, deniz muharebe ortamında karşısına çıkabilecek Arap ülkelerini büyük bir tehdit olarak görmemiş dolayısıyla da donanmasını daha ziyade özel kuvvet harekâtı, abluka, baskın ve gözetleme gibi nispeten küçük sayılabilecek operasyonlar için idame etmiştir.

Özellikle 2000’lerin başında söz konusu bakışın değişmeye başladığı ve İsrail’in Savunma Stratejisi’nde donanmanın giderek daha önemli roller üstlendiği görülmektedir. Doğu Akdeniz’de hidrokarbon yataklarının keşfedilmesinin de bu değişimde etkili olduğu muhakkaktır. İsrailli yetkililerinin MEB ilanının ve beraberinde bölgede doğalgaz üretimine başlanmasının donanmanın çehresini değiştirdiği yönündeki açıklamaları bu tespitle örtüşmektedir.

hh

Doğu Akdeniz kıyıları boyunca uzanan, Akabe Körfezi Kızıldeniz bağlantısıyla Hint Okyanusu’na açılan İsrail, her daim donanmasını deniz sınırlarının ve deniz ulaştırma yollarının güvenliğinin sağlanması için görevlendirmiştir. Bu bağlamda taktik ve operatif seviyede İsrail Donanması açısından en güncel konu başlıklarından birisi, açık deniz platformlarının korunması meselesidir. Öyle ki İsrail, Doğu Akdeniz’deki MEB sınırları içerisinde yer alan Tamar ve Leviathan sahalarında ilk doğalgaz keşiflerinin yapılmasından beri donanma yeteneklerini söz konusu platformların inşası ve korunmasına tahsis etmektedir.

İsrail Donanması açısından bir diğer güncel konu başlığı ise Gazze Şeridi’ne yönelik uygulanan ambargodur. Bölgeyi kontrol eden terör unsurlarına silah ve inşaat malzemesi taşındığı gerekçesiyle harekete geçen İsrail, 2007 yılından beri donanması vasıtasıyla Gazze’ye sıkı bir abluka uygulamaktadır. Son olarak, Dolphin Sınıfı denizaltıların hizmete girmesiyle birlikte İsrail Donanması caydırıcılık bağlamında da kritik bir role bürünmüştür (2).

Günümüzde İsrail Donanması’nın karargâhı Tel Aviv’dedir. Hayfa, Aşdod ve Atlit Akdeniz, Eilat ise Kızıldeniz kıyısındaki deniz üsleridir. İsrail Donanması öncelikle Mısır, Suriye, Lübnan, Ürdün ve Filistin kaynaklı olarak denizden gelebilecek tehditlere karşı ülke kıyılarının korunmasına odaklanmıştır. Burada konvansiyonel tehditler kadar asimetrik tehditler de dikkate alınmaktadır.  Bunun yanı sıra, donanma çevre denizlerin ötesinde de varlık göstermektedir. Donanmaya ait denizaltı ve korvetlerin, İran tehdidine karşı Hint Okyanusu’nda, Kuzey Afrika menşeli güvenlik sorunlarına karşı da Batı Akdeniz’de varlık gösterdiği bilinmektedir.

2000’li yıllara kadar geri planda kalan donanma, kuvvet yapısının gelişimi bağlamında bugün belki de IDF(Israel Defense Forces)’nin en dinamik unsurudur. Hâlen İsrail Donanması birçok tedarik projesini yürütmektedir.

hhh

Teslimatları başlamış ya da yakın zamanda başlayacak platform ve silah sistemleri arasında; altı Dolphin Sınıfı dizel-elektrik denizaltı, dört Sa’ar 6 korveti, sekiz SH-60F Seahawk helikopteri, Barak-8 hava savunma füze sistemleri, C-dome nokta savunma sistemleri ile insansız hava ve deniz araçları bulunmaktadır. En dikkat çekici olanı, Dolphin Sınıfı denizaltılardır. Zira Dolphin’lerin hizmete girişi, İsrail Donanması’nın yeteneklerinde ciddi bir artışa yol açmıştır (3).

Denizaltı Filosu’nun Gelişimi ve Mevcut Durumu

Denizaltı Filosu’nun teşkil edildiği 1950’lerin sonundan günümüze kadar İsrail Donanması’nın envanterinde toplam 13 denizaltı girmiştir. Bu kapsamda, donanmanın envanterine giren ilk platformlar, Birleşik Krallık menşeli iki adet S Sınıfı dizel-elektrik denizaltıdır. 1967 Altı Gün Savaşı’nda Doğu Akdeniz harekât alanında görevlendirmiştir. Her ne kadar başarısızlıkla sonuçlanmış olsa da, katıldığı görevlerden biri, Shayetet 13’ün İskenderiye Limanı’na yönelik sabotaj girişimidir (4).

İsrail Donanması Denizaltı Filosu’nu daha yetenekli platformlarla genişletmeye karar vermiştir. Başvurulan adres, yine Birleşik Krallık’tır. 1966 yılında bu ülkeden üç adet T Sınıfı denizaltı satın alınmıştır. T Sınıfı denizaltıları savaşta kullanamayan İsrail Donaması, 1973’te INS Leviathan’ı, ondan iki yıl sonra ise INS Dolphin’i hizmet dışına çıkarmıştır. Denizaltı harekâtında tecrübesi olmayan İsrail Donanması için S ve T sınıfı platformlar iyi bir başlangıç çözümü teşkil etmiştir (5).

İsrail yeni, küçük, çevik ve modern platformlara ihtiyaç duymaktadır. İşte bu değerlendirmeler ışığında, Gal Sınıfı olarak adlandırılan yeni nesil denizaltıların tedarikine yönelik çalışmalar başlatılmıştır. INS Gal, INS Tanin ve INS Rahav isimleri verilen üç denizaltının tedarikini öngören proje, Almanya, Birleşik Krallık ve İsrail ortaklığında yürütülmüştür. Gal’ler hizmete girdikleri dönemin en ileri teknolojisine sahiptir.

hhhh

İsrail’in 1994’te aynı sınıfta üçüncü bir denizaltı sipariş etmesi üzerine Almanya söz konusu platformun da maliyetinin yarısını karşılayacağını açıklamıştır. İnşa, donatım ve test faaliyetleri Almanya’da, Thyssen-Krupp Marine Systems (TKMS)’e bağlı HDW Tersanesi’nde gerçekleştirilen Dolphin Sınıfı denizaltılardan INS Dolphin ve INS Leviathan 1999 yılında, INS Tekumah ise 2000 yılında İsrail Donanması’na katılmıştır. Dolphin’ler dizel-elektrik denizaltı kategorisinde dünyanın en gelişmiş çözümleri arasında gösterilmektedir (6).

2005 yılında İsrail, ilave iki denizaltının tedariki hususunda Almanya ile anlaşmış, 2012 yılında ise sipariş sayısını üçe çıkarmıştır. Tedarik edilecek denizaltıları HBT (Dolphin II Sınıfı) sistemiyle donatılmışlardır. Sınıfının ilk denizaltısı durumundaki INS Tanin 2014 yılında, ikincisi INS Rahav ise 2016 yılında donanmaya katılmıştır. Üçüncü denizaltısı olan INS Dakar 2020’de donanmaya katılması beklenmektedir. Öyle anlaşılıyor ki İsrail Donanması, kuvvet yapılanmasını altı denizaltıya göre planlamaktadır.

2017’de İsrail ile Almanya arasında ilave üç adet denizaltının tedariki hususunda bir Mutabakat Zaptı imzalanmıştır. Proje altında tedarik edilecek denizaltıların, hizmet ömürlerinin sonuna yaklaşan Dolphin I’lerin yerini alacağı belirtilmektedir. Diğer taraftan, ilkinin 2030 yılında hizmete girmesi beklenen yeni denizaltılar, proje çok pahalı ve gereksiz olmakla eleştirilmektedir. Günümüzde İsrail Donanması’nın vurucu gücü en yüksek birliği durumundaki Denizaltı Filosu, Yedinci Filo (Shayetet 7) olarak adlandırılmaktadır.

Dolphin’ler ve Caydırıcılık

1990’lı yılların başında, ilk siparişin verilmesinden bugüne kadar Dolphin’lerin uluslararası kamuoyunun gündeminden hiç düşmediği görülmektedir. Dolphin’lerin son derece yetenekli platformlar olduğuna şüphe yoktur. Ancak dünya donanmalarında benzer özellikleri haiz onlarca denizaltının hizmet verdiği gerçeği düşünüldüğünde, bu ilginin başka bir nedeni olmalıdır. İlginin nedeni, söz konusu platformlar için özel olarak tasarlanan ve Almanya’nın şimdiye kadar inşa ettiği hiçbir denizaltıda bulunmayan 650 mm’lik torpido kovanlarıdır.

hhhhh

İlk partide inşa edilen platformlar Dolphin I, ikinci partide inşa edilen HBT sistemli platformlar ise Dolphin II olarak adlandırılmaktadır. Dolphin’leri envantere daha önce giren denizaltılardan ayıran en önemli özellikleri, nükleer harp başlığı ile donatılabilen Popeye Turbo SLCM’leri taşıyabilmeleridir (7).

Böylece Denizaltı Filosu’nun görev genişlemesini ve İsrail’in Savunma Stratejisi’nde yeni roller üstlenmesini beraberinde getirmiştir ki, burada kastedilen denizde konuşlu nükleer caydırıcılıktır. 2000’de ilk test atışı Hint Okyanusu’nda, Sri Lanka açıklarında gerçekleştirilmiş ve hedef başarıyla imha edilmiştir (8).

İsrail’in Dolphin’leri nükleer harp başlıklı SLCM’ler ile donatmasının temel nedeni tartışmasız İran’dır. Tel Aviv yönetimi, balistik füze teknolojisine yatırım yapan ve nükleer silah programı yürüttüğüne yönelik iddialar bulunan İran’ı, bekasına yönelik en önemli tehdit olarak görmektedir. Stratejik derinliği bulunmayan ve İran’ın baskın tarzında icra edeceği bir taarruzda ağır darbe alacağını hesaplayan İsrail, karşı tarafı böyle bir hareketten alıkoyacak önlemlerin geliştirilmesine odaklanmıştır.

İsrail topraklarındaki tüm uçak ve füze silolarını imha etmeyi başarmaları durumunda dahi etkili bir misillemeye maruz kalacakları kanaatinin oluşturulmasıdır. Askerî literatürde ikinci vuruş olarak geçen bu yetenek caydırıcılık kapsamına girmektedir. Caydırıcılık, İsrail’in Savunma Stratejisi’nin ana unsurlarından biridir (9).

ht

Sonuç Olarak;

2000’lere kadar donanmanın İsrail’in Savunma Stratejisi’nde tali roller üstlendiği ve kara ve hava kuvvetleri ile karşılaştırıldığında ikinci planda kaldığı görülmektedir. Bununla beraber, tehdit değerlendirmelerinde yaşanan değişime, Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon keşifleri de eklenince tablo tersine dönmüştür. Bugün kuvvet yapısı ve faaliyetleri ile uluslararası alanda adından söz ettiren İsrail Donanması, Doğu Akdeniz’deki güç dengelerinde göz ardı edilemeyecek bir aktör konumuna gelmiştir.

Hiç şüphe yok ki, bu tablonun değişmesinde kırılma noktasını Dolphin Projesi oluşturmaktadır. Zira tedarikin kesinleşmesini izleyen süreçte hem IDF’nin, hem de donanmanın bakışında ciddi bir değişim yaşanmış ve yeni dönemde artık denizaltılara stratejik seviyede roller verilmeye başlanmıştır.

Burada denizaltıların öne çıkmasında stratejik derinlik arayışının etkili olduğunu vurgulamak gerekir. Şöyle ki, stratejik derinlik yaratma arayışındaki İsrailli savunma planlamacıları çıkış yolunu denizlerde dolayısıyla donanmada görmüş; denizaltılar ise donanmanın kuvvet yapısındaki en kilit platformlar olarak belirlenmiştir.

Yom Kippur Savaşı’nda baskına uğrayan ve günümüzde de İran’ı tehdit olarak algılayan İsrail açısından bunun son derece rasyonel bir tercih olduğu ortadadır. İsrail, her an göreve hazır şekilde denizde tuttuğu ve etkisiz hale getirilmeleri son derece güç olan denizaltıları ile her koşulda misilleme yeteneğini elde bulundurmaktadır. Unutulmamalıdır ki, İsrail, nükleer bir güçtür. Denizaltılar ise bu gücün, denizde konuşlu nükleer caydırıcılık stratejisini uygulama vasıtalarıdır.

1e

Geçmiş savaşlarda İsrail’in deniz ablukasına maruz kaldığı göz önünde bulundurulduğunda denizaltıların Doğu Akdeniz’de kontrolü tesis etmede ve gıda, petrol ve bilumum ham maddelerin ithalatında kullanılan deniz ulaştırma yollarının güvenliğini sağlamada da görev alması beklenebilir. Yine denizden karaya darbe harekâtı da denizaltıların görevleri arasındadır ki bu görev İsrail’in nükleer silah kapasitesiyle birlikte düşünüldüğünde gözler kaçınılmaz şekilde Yedinci Filo’ya ve de Dolphin’lerin yeteneklerine çevrilmektedir.

Mevcut tabloda Denizaltı Filosu, İsrail’in Savunma Stratejisi’nde kritik bir rol üstlenmiş durumdadır. Denizaltılardan övgüyle bahseden ve üstü kapalı şekilde Filo’nun ikinci vuruş yeteneğini ima eden Başbakan Benjamin Netanyahu’nun sözleri de tam olarak bunu doğrulamaktadır:

“Denizaltı filomuz yok olmamızı isteyen düşmanlarımıza karşı caydırıcı bir unsur olarak hizmet etmektedir. Şunun bilinmesine ihtiyaç vardır ki, İsrail, kendisine zarar vermeye niyetlenecek herkesi çok büyük bir kuvvetle vurabilecek yetenektedir. Ayrıca vatandaşlarımız da şunu bilmelidir ki, İsrail, onları savunmak için her yerde ve her cephede tüm olanaklarını seferber etmiş çok güçlü bir ülke konumundadır.”

htt

Yararlanılan Kaynaklar

(1) Ehud Eiran ve Yuval Zur, “Israel’s Missing Naval Strategy”, https://www.foreignaffairs. com/articles/cyprus/2013-03-18/israels-missing-naval-strategy

(2) Guido Weiss, “The Israeli Navy in Context”, http://cimsec.org/israeli-navycontext/27852

(3) Tamir Eshel, “Israel’s Submarines Acquisition – Strategy or Greed?”, https://defenseupdate.com/20161210_olphin2-sub.html

(4) Uri Dotan Bochner, “S Class”, http://www.submarines.dotan.net/sclasse/

(5) Uri Dotan Bochner, “T Class”, http://www.submarines.dotan.net/tclasse/

(6) Historic Naval Ships Association, “INS Gal”, http://www.hnsa.org/hnsa-ships/ins-gal/

(7) FAS, “Popeye Turbo”, https://fas.org/nuke/guide/israel/missile/popeye-t.htm

(8) Global Security, “Dolphin”, https://www.globalsecurity.org/wmd/world/israel/ dolphin.htm

(9) Cem Gürdeniz, “İsrail Donanması’nın Yeni Denizaltısı”, https://www.aydinlik.com.tr/ israil-donanmasinin-yeni-denizaltisi

İlknur Savun
İlknur Savunhttp://www.doguakdenizpolitik.com
Ege Üniversitesi / Uluslararası İlişkiler

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

- Advertisment -
newspaper

Most Popular

Deniz Haydutluğu ile Mücadele ve Türkiye’nin Konumu

Deniz haydutluğu suçunun ortaya çıkışı insanların denizlerde faaliyet göstermeye başladığı ilk zamanlara kadar dayanmaktadır. İnsanların ticaret alanlarını deniz yolu ulaşımıyla genişletmesi, denizlerde soygun ve...

Yunanistan’a Türk Yardımı: SS Kurtuluş’un Hikayesi

Atatürk, İsmet İnönü'nün Balkan Paktı himayesinde 1937 yılında Atina'yı ziyaret edip Yunanistan Başbakanı Metaxas ile görüşmesinin ardından şu konuşmayı yaptı: “Balkan müttefiklerinin sınırları Balkanlar'da...

Gayri Askeri Statüde Bulunan Adalardaki Kara, Hava ve Deniz Üsleri

Yunanistan, 1923 Lozan ve 1947 Paris Anlaşmaları gereğince gayri askeri statüde bulunan 23 adanın tümünde kolluk kuvvetleri haricinde kara, hava ve deniz üsleri ve...

Türkiye’nin Ulusal Deniz Stratejisi

“En uygun coğrafi konumda ve üç tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye; endüstrisi, ticareti ve sporu ile en ileri bir denizci ulus yetiştirmek yeteneğindedir. Bu...

Recent Comments