Rusya-Ukrayna Krizi’nin Kısa Tarihi ve Türkiye’nin Rolü

0
799

Sovyetler Birliği’nin 26 Aralık 1991’de dağılmasından sonra karmaşık bir siyasal ilişkiler ağı oluşturan Rusya Federasyonu, son zamanlardaki görece etkili siyasi açılımlarıyla, Sovyetler Birliği döneminde de en büyük tutkusu olan ilhak girişimlerini devam ettirmiştir. Ukrayna’nın bir parçası olan Kırım’ı ilhak girişiminde bulunan Rusya, hiç şüphesiz, bunu basitçe gerçekleştirebileceğini düşünmemiştir. Ukrayna’nın bu ilhak girişimine karşı tepkisi ise sert olmuştur. Başta ABD’nin desteğini arkasına alan Ukrayna, daha sonra Avrupa Birliği ile bu konuda bir mutabakata varmış ve nihayet NATO’ya üye olma iradesini ortaya koymuştur. Türkiye ise Kırım’ın ilhakını en başından beri tanımadığını ve bu ilhaka alenen karşı olduğunu belirtmiştir.

Son günlerde Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, liderleri (Rusya-Ukrayna) Türkiye’de ağırlamak ve sorunun çözümünde arabulucu olmak istediklerini söylemiştir.[1] Bunun üzerine Kremlin Sarayı’ndan yapılan açıklamada hükûmet sözcüsü Peskov, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, Türkiye tarafından yapılan teklifi kabul ettiğini açıklamıştır. Henüz tarih belli olmasa da Rusya’nın, Kırım’ın ilhakına baştan itibaren karşı çıkan Türkiye’nin teklifini kabul etmesi, sorunun çözümü için tarafların Türkiye üzerinde mutabık kalması ve Türkiye’nin arabuluculuk konusunda öz istençli olması her üç taraf içinde olumlu algılanmıştır.

Kırım’ın İlhakı’nın Kısa Tarihi

Kırım’ın ilk kez ilhak edilişi, bundan tam 239 yıl öncesine uzanmaktadır. Bilindiği üzere Kırım, uzun bir müddet boyunca Osmanlı Devleti himayesinde bulunan bir bölgeydi. Osmanlılardan önce Cenevizlilerin himayesinde bulunan Kırım, 11 Temmuz 1454 yılında Demir Kâhya komutasındaki 56 kadırgadan oluşan Osmanlı Donanması tarafından kuşatılmıştır. Kırım Han’ı I. Hacı Giray da 14 Temmuz günü yaklaşık yedi bin kişilik süvarisiyle kaleyi karadan kuşatmıştır. Kırım’ı himayesi altında tutan Cenevizliler, Avrupa’dan bekledikleri yardımı alamayınca, her yıl haraç ödemek şartıyla kuşatmanın kaldırılmasını istemiştir. Cenevizlilerin bu talebi Osmanlı Devleti’nce kabul buyrulmuş ve tarihte I. Kefe Kuşatması (Kefe, Kırım’ın bir bölgesidir) olarak anılan kuşatma böylece sona ermiştir.

Fakat Cenevizlilerin bir süre sonra saldırgan politikalar izlemesi üzerine Yakup Bey komutasındaki Osmanlı Donanması, 25 Ekim 1469’da ikinci kez Kırım’ı kuşatmıştır. Cenevizliler haraç ödemeyi tekrar kabul edince, tarihte II. Kefe Kuşatması olarak adlandırılan kuşatma kaldırılmıştır. Bir süre sonra Cenevizlilerin tekrar saldırgan politikalara başvurması üzerine Haziran 1475’te Gedik Ahmet Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu yarımadaya çıkmış ve Kırım’ı karadan ve denizden kuşatmıştır. Cenevizlilerin birkaç günlük savunmasından sonra Kırım resmen Osmanlı Devleti’nin himayesine girmiştir.

1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı’nın sonucunda imzalanan ve Osmanlı için adeta felaketin başlangıcı olan Küçük Kaynarca Antlaşması ile Kırım’ın siyaseten özerk olması ve dini işlerinde Osmanlı hilafetine bağlı olması hüküm altına alınmıştır. Osmanlı Devleti, Küçük Kaynarca Antlaşması ile tarihinde ilk defa Türk ve Müslüman bir coğrafyayı kaybetmiştir. Yine  tarihinde ilk kez savaş tazminatı ödemiştir. Rusların, Osmanlı Devleti’nin içişlerine müdahale etme fırsatı olmuştur. Bu nedenle Küçük Kaynarca Antlaşması, yüzyılın en ağır antlaşması sayılmıştır.

Kırım’ın siyaseten özerk olmasını fırsat bilen Rus İmparatorluğu, Kırım’ın içişlerine müdahale etmeye başlamış ve uzun uğraşlar sonucu, Kırım’ın özerk ilan edilmesinden tam 9 yıl sonra, 19 Nisan 1783’te Kırım’ı ilhak etmiştir. Bu hamle, Osmanlı ile Rus İmparatorluğu arasında yeni bir savaşın patlak vermesiyle sonuçlanmıştır. Ne var ki 1787 yılında yaşanan Osmanlı-Rus Savaşı, kesin Rus zaferi ile sonuçlanmış, Osmanlı Devleti çok ağır bir mağlubiyet almış ve imzalanan Yaş Antlaşması ile Kırım tamamen Rus İmparatorluğu’na bırakılmıştır. İlhak sonrası tam 134 yıl boyunca Rus İmparatorluğu himayesinde bulunan Kırım, 1917 Rus Devrimi’nden sonra kısa ömürlü de olsa Kırım Halk Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla ilk kez özgürlüğüne kavuşmuştur.

1917’den Sovyetler Birliği’nin dağıldığı tarih olan 1991’e kadar çeşitli devletlerin himayesine giren Kırım, son olarak, SSCB’den (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) ayrılan Ukrayna’nın egemenliğinde kalmıştır. Rusya Federasyonu, SSCB’nin dağılmasından sonra hızla yaralarını sarmış ve politik anlamda belki de ilk cesur adımını 2014’te Kırım’ı tekrar ilhak ederek atmıştır. Rusya’nın bu ilhak hamlesi ise tahmin edilmesi zor olmasa da uluslararası arenada tanınmamıştır.

16 Mart 2014’te Yapılan Kırım Referandumu

16 Mart 2014’te, Kırım’a ve Sivastopol’e, Rusya’ya federe birlik olarak bağlanmak isteyip istemediklerini soran bir referandum yapılmıştır. 2014’te yapılan referanduma katılım oranı %83 olarak açıklanmıştır. Bu referandum sonuçlarına göre Kırım, %96,77 oranında; Sivastopol ise %95,6 oranında Rusya Federasyonu’na federe birlik olarak katılmayı kabul etmiştir.[2] Bütün bu oranların yanında Kırım’ın yarısından fazlasını etnik köken olarak Rusların oluşturduğunu ve Rus İmparatorluğu’nun Kırım’ı elinde tuttuğu 134 yıl boyunca, sadece Kırım’ın semerelerinden faydalanmakla kalmayıp aynı zamanda bölgede Rusların demografik çoğunluğunu da sağlamıştır.

Burada aynı şartları taşıyan bir başka konuya kısaca değinmekte fayda vardır; ne yazık ki Osmanlı Devleti, aynı koşulları Kıbrıs adası üzerinde uygulayamamış, Kıbrıs adasında Türkler demografik çoğunluğu sağlayamamış ve bu sebeple Yunanistan bir Kıbrıs davasına sahip olmuş, başka bir deyişle, Yunanistan’a bir Kıbrıs davası armağan edilmiştir. ABD ve Avrupa Birliği, referandum yapılması durumunda Rusya’ya yaptırım uygulayacağını duyurmuş ve referandumun yapılmasına müteakip dönemin ABD Başkanı Obama, 11 Ukraynalı ve Rus yetkiliye yaptırım kararı almıştır.

Ek olarak Rusya’nın G8 üyeliği askıya alınmıştır.[3] 27 Mart tarihinde olağanüstü toplanan Birleşmiş Millet Güvenlik Konseyi, Kırım’da ve Sivastopol’de yapılan referandumun yasadışı olduğunu ilan etmiştir. Bütün bu tepkilere rağmen Rusya Devlet Başkanı Putin, 17 Mart 2014’te Kırım’ın ve Sivastopol’ün Rusya’ya federe birlik olarak bağlanması yönündeki kararnameyi imzalamıştır.[4] Bu gelişmeyle birlikte Kırım, yeniden Rusya’nın himayesine girmiştir.

Sonuç Olarak;

Başta ABD olmak üzere Avrupa ve Ukrayna ile sorunun çözümünde bir türlü sona varamayan Rusya, birkaç yıldır uğradığı ambargoya rağmen kararından geri adım atmamıştır. Donbass Savaşı veya Doğu Ukrayna Krizi olarak adlandırılan askeri müdahale ile daha da alevlenen Rusya-Ukrayna Krizi, Rusya yanlısı Ukrayna’nın 4. Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç’in ülkede çıkan ayaklanmanın bastırılamaması sonucu Rusya’ya kaçması, Ukrayna hükûmetinin değişmesi ve 2019’da yapılan genel seçimlerde ulusal özgürlük yanlısı Zelenski’nin cumhurbaşkanı seçilmesi siyasi krizi daha da körüklemiştir. Son zamanlarda çeşitli ülkelerin istihbarat örgütleri, Rusya-Ukrayna arasında sıcak çatışmanın yaşanabileceğini raporlamıştır. Rusya, Kırım konusunda Batı’nın tepkisini, doğalgaz yönünden kendisine bağımlı olması hasebiyle bir miktar da olsa bastırmış fakat ABD ile bir türlü anlaşamamış ve NATO’nun savunma amaçlı tavırlarını tehdit olarak algılamıştır.

Ukrayna sınırına yoğun askeri sevkiyatlar yapan Rusya, istihbarat örgütleri raporlarının haklı çıkma ihtimalinin varlığını göstermiştir. Buna karşılık Ukrayna, böylesi bir durumda geri adım atmayacağını ve gerektiği takdirde en sert şekilde karşılık vereceğini belirtmiştir. NATO’dan ve Avrupa Birliği’nden gerekli desteği göremeyen Ukrayna’ya ise en büyük desteği Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve Türkiye vermiştir. Amerika Birleşik Devletleri silah ve askeri araç hibe etmiş, ekonomik olarak bazı sübvansiyonlarda bulunmuş ve siyaseten Ukrayna’nın yanında yer aldığını belirtmiştir.

İngiltere de birçok askeri mühimmatı Ukrayna’ya göndermiş, Karadeniz’de ortak tatbikat gerçekleştirmiş ve Ukrayna donanmasının modernize edilmesi amacıyla Ukrayna ile bir antlaşma dahi imzalamıştır. Türkiye ise Ukrayna’ya son zamanlarda savaş alanlarının en tehlikeli ve yıkıcı teknolojisi olan SİHA (silahlı insansız hava aracı) tedarikinde bulunmuş, o kadar ki Akıncı TİHA’nın (taarruzi insansız hava aracı) ilk ihracat antlaşmasını Ukrayna ile imzalamıştır. Rusya’nın yoğun itirazlarına rağmen Türkiye’nin Ukrayna’ya verdiği SİHA/TİHA desteği, Tatar Türkleri başta olmak üzere Kırım ile tarihi bağların ne denli sahiplenildiğini göstermiştir.

Bütün bunlara rağmen Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın arabuluculuk davetini Rusya Devlet Başkanı Putin’in kabul ettiğini açıklayan hükûmet sözcüsü Peskov, “Putin, Erdoğan’ın bu davetini memnuiyetle kabul etti. Kovid-19 salgını ve takvimler izin verir vermez bu davetin yerine getirileceği konusunda anlaştılar.” ifadesini kullanmıştır.[5] Rus lider Putin’in, Kırım konusundaki bu tutumuna rağmen Türkiye’nin davetini kabul etmesi, Türk-Rus ilişkilerinde gelinen seviyenin boyutunu göstermektedir. Türkiye’nin Rusya-Ukrayna diplomasisinde yumuşak güç (soft-power) olarak adlandırılan, sözün gücüne veya başka bir deyişle kelimelerle ikna mücadelesine dayanan aracı kullanması oldukça yerinde bir hamle olarak karşılanmış ve uzun yıllardır en güvenli deniz olma özelliğini haiz Karadeniz’deki istikrarı korumak adına atılan bu adımın Türkiye’ye ciddi getirileri olacağı öngörülmüştür.

Türkiye’nin bölgedeki birçok ülke ile derin tarihsel, kültürel ve sosyolojik bağları bulunmaktadır. Dolayısıyla potansiyel bir krizin çıkmasını önlemede veya halihazırda çıkmış bir krizi çözüme kavuşturmada, bölgedeki diğer tüm ülkelerden daha avantajlı, daha saygın ve daha yetenekli olduğu ve olabileceği aşikardır. Öte yandan Türkiye ve Ukrayna’nın yakın diplomatik ilişkileri, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin Türkiye’ye karşı olumlu tutumu ve Türkiye’nin bölgedeki en güvenilir aktörlerden biri olması, Rusya-Ukrayna Krizi’nin aşılmasında Türkiye’nin arabuluculuk rolünü güçlendiren faktörlerdir.

ABD’nin Ukrayna konusundaki tehditlerine karşılık Rusya, Latin Amerika’da bir donanma üssü kurabileceğini söylemiştir. Bu üssün nükleer silahlarla donatılabileceği öngörülmüştür. Buradan hareketle dünyanın yeni bir füze krizi ile karşı karşıya kalabileceği gözden kaçırılmamalıdır.

KAYNAKÇA

[1] https://www.haberturk.com/son-dakika-haberi-cumhurbaskani-erdogan-isgal-veya-savas-bolge-huzurunun-ciddi-ihlali-olur-3321288

[2] https://www.bbc.com/turkce/haberler/2014/03/140316_kirim_sonuc

[3] https://www.sozcu.com.tr/2014/dunya/rusyanin-g-8den-atildi-472232/

[4] http://en.kremlin.ru/events/president/news/20596

[5] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/kremlin-sozcusu-peskov-putin-cumhurbaskani-erdogan-in-turkiye-davetini-memnuniyetle-kabul-etti/2487029