Sözde “Ermeni Soykırımı” Gerçeği

0
828
Uzun yıllar boyunca Ermeni propagandası, dünya kamuoyuna 1915 yılında Osmanlı İmparatorluğunun Ermenilere karşı soykırım yaptığını aşılayarak sistematik bir kampanya yürütmektedir. Her yıl 24 Nisan’da bu konu, büyük devletler de dahil olmak üzere farklı ülkelerin parlamentolarının gündemine alınmaktadır.
Eğer bir devlet savaş ortamında ve doğrudan savaş bölgesinde içerideki ve dışarıdaki etnik grupların olası silahlı eylemleri ile karşı karşıya kalmış ise kendi nüfusunu korumak için aldığı önlemler elbette normal ve doğaldır. 24 Nisan 1915 yılında hükumet bu girişimlerin üzerine Ermeni komiteleri ve partilerini kapattı, 2345 aşırı milliyetçi tutuklandı.
Göründüğü gibi, idari nitelikte olan koruyucu önlemlerin alındığı gün soykırım günü olarak ilan edildi. Aslında 24 Nisan soykırım olarak değil, Taşnak, Hınçak ve Ramgavar gibi örgüt ve cemiyetlerin mensuplarının tutuklanmasının anılmasıdır. Nitekim ortaya atılan soykırım hususundan 27 Mayıs 1915 tarihli Tehcir’den çok önce bahsedilmeye başlanmıştı. Akıllardaki soru işaretlerini şekillendirmek adına dönemin Osmanlı-Ermeni ilişkilerine bakmakta fayda var.

Osmanlı-Ermeni İlişkileri ve Sorunun Ortaya Çıkışı

Osmanlı Devleti politika itibarı ile içerisinde barındırdığı çok çeşitli tebaayı her açıdan hoş tutmaya çalışmıştır. Bunun en iyi örneği kapitülasyonlardır. Çoğunluk teşkil eden üç tebaanın (Yahudiler,Rumlar,Ermeniler) arasında Ermenilere ayrıca özen gösterilmiştir. Vergi, askerlik, toprak, gibi birçok alanda Ermenilere önemli fırsatlar verildi. Devletin önemli kademelerinde de çalışma alanı elde ettiler.
Ermeniler, Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında Çukurova, Doğu Anadolu ile Kafkasya bölgelerinde beylikler ve küçük prenslikler halinde dağınık bir şekilde yaşamışlardır. Osmanlı-Ermeni ilişkilerindeki ilk gelişme, 1324 yılında Ermeni Ortodoksların ruhani liderliğini devletin başkenti olan Bursa’ya taşınmasıdır. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethi ile Ermeni Patrikhanesi kurularak, tüm Anadolu topraklarında ki cemaatleri patrikhaneye bağlanmıştır. 1800’li yılların başlarına kadar huzurlu bir dönem yaşandı. Osmanlı Ermenileri Millet-i Sadıka yani Sadık Millet unvanını almıştır.
Tarihte onca devletin hakimiyetinde zorluk yaşamış olan Ermeniler, birçok kez de sürgüne uğramıştır. İşte bu noktada önce Selçuklu daha sonra Osmanlı hakimiyetine giren Ermeniler için bu dönem “Altın Çağ” olarak nitelendirilebilir. 19. yüzyılın sonlarına kadar normal seviyede olan Türk-Ermeni ilişkileri, Fransız devrimiyle başlayan milliyetçilik akımları ile sekteye uğramaya başladı. Dünyadaki tüm Ermeni topluluklarını ayaklandıran milliyetçilik akımları, bağımsız bir devletin kurulması düşüncesini de beraberinde getirmiştir.

Ermeni Meselesinin Türkiye Karşıtı Politikalarda Kullanılması

Dış devletlerin Türkiye hedeflerinde etkinlik kazanmalarında Ermeni tebaa önemli rol oynamıştır. Rusya’nın, Fransa’nın ve ABD’nin, Ermeniler üzerinden izledikleri politikalar (Küçük Kaynarca Ant, Berlin Ant. Madde 61, Viyana Kongresi’nde olduğu gibi) düşünce farklılıklarına neden olmuş ve ayrılıkçı hareketlerin doğmasını sağlamıştır. Nitekim 1890’da Tiflis’te, Ermeni milliyetçiler tarafından kurulmuş olan Taşnaksütyun Partisi, 1890-95 yılları arasında gerçekleşen isyanlarının hepsinde etkili rol oynamıştır.
Ek olarak belirtmek gerekir ki Taşnakların programında; Çeteler teşkil etmek, bu çeteleri faaliyete hazırlamak, her yola başvurarak halkı silahlandırmak, İhtilâl komiteleri oluşturmak, kavgayı, anarşiyi teşvik etmek, hükümet kuruluşlarını yağmalamak, tahrip etmek gibi faaliyetler yer alıyordu. Ulusalcılığın oluşmasında, Osmanlı içerisinde fazlasıyla bulunan yabancı mektep ve cemaatlerin de rolü vardır.
Cemaat okulları kısa zamanda gayrimüslimlerin kendi tarih ve kültürlerinin öğretildiği, gençlere bağımsızlık fikrinin aşılandığı ve millî bağımsızlıkları için yabancı devletlerin siyasetlerine alet oldukları eğitim kurumları haline geldi. Bu okullarda okuyan Ermeni gençleri ileride ulusalcılığının ortaya çıkmasına zemin hazırladılar. Dış devletlerin de etkisiyle içerideki Ermenilerin Osmanlı algısı değişmiş ve ”Büyük Ermenistan” fikri uygulama alanı bulmaya başlamıştır.
Birinci Dünya Savaşı başlangıcında Ruslarla ve Fransızlarla birlik olan Ermeniler, Türklere karşı katliamlar yapıyor ve bulundukları doğu vilayetlerinde bölge halkına ciddi zararlar veriyorlardı. Osmanlı Devleti bu katliamların ve Ermenilerin yaptıkları zararların önüne geçmek için, 24 Nisan 1915 tarihinde savaşa katılan Ermenilerin tutuklanmasına ve doğudaki Ermenilerin ise yine Osmanlı toprakları olan Irak, Suriye ve Lübnan’a göç ettirilmesine karar vermiştir. Uygulanan uzaklaştırma faaliyeti belli statülerdeki Ermeniler hariç tutularak gerçekleştirilmiştir. Nitekim içeride Müslüman halkın zarar görmesine göz yumulamazdı.

Ermeni Diasporası ve Uluslararası Etkileri

27 Mayıs 1915 Tehcir Kanunu kapsamında Ermenilerin göçe tabi tutulması ve göç esnasında ölümlerin gerçekleşmesini “soykırım” olarak nitelendiren Ermeniler dünyanın belli alanlarında bir çoğunluk olarak bu söylemlerini her yıl 24 Nisan’da bütün dünya kamuoyuna hatırlatmaktadırlar. 1915-1920 yılları arasında Avrupa’ya göç eden Ermenilerin oluşturdukları gruplaşma yabancı ülkedeki yalnızlık duygusu, akrabalık duygusu, kader birliği gibi olgular yurt dışında yaşayan Ermenileri bir araya getirmiş ve bugünkü Ermeni Diasporasının temelleri atılmıştır.
1970’li yıllardan sonra dünya kamuoyuna sesini duyurmaya çalışan Ermeeni Diasporası yeni stratejiler belirleyerek ASALA (Armenian Secret Army for the Liberation of Armenia) terör teşkilatıyla sahneye çıkmıştır. 1985 yılından sonra ise basın yayın tiyatro ve medyaya ağırlık veren Ermeni diasporası, Ermenistan dışındaki Ermenileri “soykırımı tanıtma çalışmaları” adı altında ortak noktaya toplamıştır.
1991 yılında Ermenistan’ın bağımsızlığını kazanmasıyla birlikte yeni bir döneme giren Ermeni Diasporası faaliyetlerini daha da arttırmış bu yıllardan sonra ise Diaspora Ermenilerinin organizasyonları bulundukları ülkelerin yönetimini soykırım iddialarıyla yönlendirmeye çalışan bir politika izlemiştir.
Bugün dünyada 10 milyonun üzerinde Ermeni var. Bunun 3 milyonu Ermenistan’da, 2,6 milyonu Rusya’da,1,5 milyonu ABD’de ve 500-600 bini de Fransa’da yaşıyor. Yaşadıkları bölgelerde zanaat, sanat ve diğer alanlarda oldukça gelişmişlerdir. Elde ettikleri zenginlikler ve imkanlarla birçok alanda söz sahibi oldular.
Bu sayede “Büyük Ermenistan”a giden yolda soykırımı kamuoyu, ülke parlamentoları, senatoları, hükümetleri, belediye meclisleri, kamuoyunda etkili gazeteler, ülkesel ve bölgesel televizyonlar, radyolar üzerinden bütün dünyaya kabul ettirme ve Türkiye Cumhuriyeti’ni haksız/suçlu gösterme faaliyetlerinde bulunurlar. Bu faaliyetlerdeki temel amaç; hem Devlet politikalarımızı olumsuz etkilemek, hem de Ermenilerle birlikte yaşayan başka uluslarında negatif bakış açısı kazanmasını sağlamaktır. Buna bağlı olarak Ermeni kuruluşları dikkat çekmektedir.

ABD’de Ermeni Disaporası

Ermeni kuruluşları ABD’de yönetim üzerinde yaptıkları lobi faaliyetleri ve “soykırım” iddialarının uluslararası alanda gündeme getirilmesi için düzenledikleri etkinliklerle Türkiye’nin diğer ülkeler ile olan ilişkileri üzerinde kötü bir etki oluşturmaktadırlar. Ermeni Diasporası 2000 yılından sonra Türkiye’nin uluslararası ilişkileri önünde en büyük sorunlardan birisi olma yönünde büyük çaplı bir strateji belirlemiş ve soykırımla ilgili kampanyalarını yaşadıkları ülkelerin siyasetine sokmuşlardır.
Armenian National Committee of America –Amarika Ermeni Ulusal Komitesi- “ANCA, Armenian National Institute (ANI) -Ermeni Ulusal Enstitüsü ve 1972’de kurulan Ermeni meselelerinin kamuoyunda anlaşılmasını ve farkındalığını teşvik eden, Wahsington merkezli en büyük ulusal organizasyon olan Armenian Assembly of America (AAA)- Amerikan Ermeni Asamblesi gibi kuruluşlar oldukça bu bahsedilen girişimlerde etkilidir. ABD, Türkiye ilişkilerinin bozulması ve Ortadoğu hususunun da düşünülmesi gerektiği kaygılarıyla soykırımı tam olarak kabul etmemiştir. Fakat diasporanın etkisiyle Türkiye’ye silah ihracatında birtakım kısıtlamalara gidildi.

Avrupa’da Ermeni Diasporası

Amerika’da ve Amerikan politikasında oldukça etkili olan Diaspora (bunun nedeni ABD sisteminde hangi lobi fazla para verirse onun dediği olmaktadır) faaliyetlerini yalnızca bu kıtadan değil Avrupa’daki birçok ülkeden de sürdürmektedir. Önemli diaspora nüfusuna sahip Fransa’da da nüfuzunu üst seviyelerde seyir ettirmektedir. Nitekim bu kapsamda dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Jaques Chirac, parlamento tarafından 18 Ocak’ta oybirliğiyle kabul edilen sözde Ermeni Soykırımı yasasını 28 Ocak 2000 tarihinde imzalayarak yürürlüğe sokmuştur.
Fransa Ermeni diasporası sadece Ermenistan Ermenilerini ve diğer diaspora Ermenilerini Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı düşmanca duygular içinde büyütme ve etkileme gayreti içinde olmakla kalmayıp, başta bulundukları toplumların kamuoyunu da “soykırım” sözcüğü ile Türkiye aleyhine yönlendirmektedirler. Türkiye ile Fransa ve AB arasında zaman zaman “soykırım iddialarından” dolayı ortaya çıkan gerilim bu durumun tipik bir göstergesidir. Nedeni “Türkiye eğer Avrupa Birliğine girmek istiyorsa soykırımı kabul etmelidir.” düşüncesidir. Buna bağlı olarak belirtmeliyiz ki Ermenistan Bağımsızlık Bildirgesi Madde 11’de yer alan “Ermenistan Cumhuriyeti 1915 yılı Osmanlı Türkiye’sinde ve Batı Ermenistan’da Ermeni Soykırımının uluslararası tanınması işini desteklemektedir.” İfadesi aslında her şeyi özetlemektedir.

Sonuç Olarak;

Türk milletini savaş meydanlarında yenemeyeceklerini anlayan emperyalist devletler, Türklerle onca sene huzur içinde ve kardeşçe yaşayan azınlıkları, çıkarları için, bir kukla olarak kullanmışlardır. Osmanlı Devleti içerisinde önemli yer etmelerine karşın cephe esnasında düşmanla iş birliği neticesinde içte ve dışta birçok zarara sebebiyet vermişlerdir. Bunun önüne geçilmesi için birtakım tutuklamalar, ardından aşırılaşan faaliyetler neticesinde üç maddelik tehcir kararı alınmıştır.
Tehcir gerçekleşirken dahi Osmanlı Devleti erzak, can ve mal güvenliklerinin sağlanması için bütün tedbirleri elinden geldiğince almıştır. Buna ek olarak göç esnasında vazifelerinin düzgün icra etmeyenlerin cezasını da bizzat vermiştir. Bütün bunlar yaşanırken aynı zamanda cephede savaş veren yoksulluk ve eksiklik içerisinde olan bir Osmanlı’dan daha ne beklenebilirdi. Tehcir esnasındaki şartlarda, hastalıklardan ve bunun gibi belli sebeplerden can kaybı olduğunu zaten inkâr edemeyiz. Fakat bu kesinlikle bugün Ermenilerin bahsettiği 1,5 milyon gibi bir rakam değildir.
Araştırmalar o dönemde Osmanlı Devleti’nde en fazla 1,3 milyon Ermeni bulunduğunu gösteriyor. Üstelik ülke topraklarındaki bütün Ermenilerin toplu göçü söz konusu değil. Bütün Ermenilerin göç ettirilmemiş olmasının yanında, dönem topraklarında bahsedilenden az nüfusunun bulunması ve bunun birçok dış aktörlerce de tanınmış olması her şeyi açıkça ifade etmiyor mu? Bu nokta da Batı’nın kendi tarihlerinden habersizmişçesine soykırımı tanıyıcı adımlar atması niyetleri sergilemektedir.
Senelerdir Türkiye üzerindeki emellerine ulaşma pahasına doğrudan ve dolaylı yollardan yapılanlar, alt grupları teşvik hareketleri hepsi bunun parçasıdır. 2007 yılında Hrant Dink cinayeti ardından söylenilen sözler, atılan sloganlar hatırlanmalı. Fakat bütün bunlara tek bir örnekle cevap vermek yanlış olmayacaktır.
Ermenistan devletinin ilk Başbakanı Ovanes Kaçaznuni bir raporda şunları söylemiş:
“Türklerle savaştık. Öldük ve öldürdük. Artık, Türklere ne gibi bir güven telkin edebiliriz ki! Kandırıldık ve Rusya’ya bağlandık. Tehcir doğruydu ve gerekliydi. Gerçekleri göremedik, olayların sebebi biziz. Türklerin millî mücadelesi haklıydı. Barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı. Türklere karşı ayaklandık ve savaştık. İsyanımızın temelinde İtilaf devletlerinin bize vadettiği büyük Ermenistan hayali vardı. Ama biz hiçbir zaman devlet olamadık. ‘Türkiye Ermenistan’ı’ diye bir devletin hayalden öte olmadığı gerçeğini göremedik. İsyanımızın temelinde İtilaf devletlerinin bize vadettiği Ermenistan hayali vardı, gerçeği göremedik.”
Her şeye rağmen gidenler senelerdir kardeşçe yaşayan iki halktan gitti ve fiziksel olmasa da bugün hala gitmeye devam ediyor.

Gamze Kolivar

Ermeni Çeteler

Ovanes Kaçaznuni’nin İtiraf Raporu

Ermenistan’ın ilk Başbakanı Ovanes Kaçaznuni 1923 yılında Bükreş’te “Taşnak Partisi” toplantısına bir rapor sunmuştu. İşte o raporun satır başları aşağıda sunulmuştur;

“Türklere Karşı Ayaklandık“

Türklere karşı ayaklandık. Barışı sabote etmek için savaştık bile. Artık hepimiz Türklerin düşmanı olan İtilaf devletlerinin kampındaydık. “Türkiye’den denizden denize Ermenistan” talep etmekteydik. İtilaf devletlerinin ordularını Türkiye’ye göndermeleri ve hâkimiyetimizi temin etmeleri için Avrupa ve Amerika’ya resmi çağrılar yaptık. Nihayet şu da var ki, var olduğumuz sürece aralıksız olarak Türklerle savaştık. Öldük ve öldürdük. Artık, Türklere ne gibi bir güven telkin edebiliriz ki?

“Kandırıldık ve Rusya’ya Bağlandık“

Askeri operasyonlara katıldık. Kandırıldık ve Rusya’ya bağlandık. Tehcir doğruydu ve gerekliydi. Gerçekleri göremedik, olayların sebebi biziz. Türklerin milli mücadelesi haklıydı. Barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı. Türklere karşı ayaklandık ve savaştık. Sevr Antlaşması gözümüzü kör etmişti. İsyanımızın temelinde İtilaf devletlerinin bize vaat ettiği büyük Ermenistan hayali vardı. Ama biz hiçbir zaman devlet olamadık. Türkiye Ermenistan’ı diye bir devletin hayalden öte olmadığı gerçeğini göremedik.

Aklımız dumanlanmıştı. Biz kendi isteklerimizi başkalarına mal ederek, sorumsuz kişilerin sözlerine büyük önem vererek, kendimize yaptığımız hipnozun etkisiyle, gerçekleri anlayamadık ve hayallere kapıldık.

“Suçlamalarımız Temelsizdir“

1915 yaz ve sonbahar döneminde Türkiye, Ermenileri zorunlu bir tehcire tâbi tutuldu. Türkler ne yaptıklarını biliyorlardı ve bugün pişmanlık duymalarını gerektirecek bir husus bulunmamaktadır. Siyasal açıdan olgunlaşmamış ve dengesiz insanlara özgü bir şaşkınlık içinde, bir uçtan diğerine savrulmaktaydık. Rus hükümetine karşı dünkü inancımız ne denli körü körüne ve temelsizse, bugünkü suçlamalarımız da o denli körü körüne ve temelsizdi. Kaderden şikâyet etmek ve felaketlerimizin sebeplerini kendi dışımızda aramak acıklı bir durumdur. Bu bizim (hastalıklı) milli psikolojimizin karakteristik bir özelliğidir ve Taşnaksutyun Partisi de bundan kaçamamıştır. Osmanlı’dan, Akdeniz’e uzanan bir Ermenistan talep ettik. Derhal gönüllü birlikleri oluşturduk, Türklere karşı ayaklandık ve savaştık. İsyanımızın temelinde İtilaf devletlerinin bize vaat ettiği Ermenistan hayali vardı, gerçeği göremedik.

Yararlanılan Kaynaklar

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here