Ana Sayfa Blog Sayfa 8

Kısır Döngü: Ege Adaları’nın Silahlandırılması

0

Tarihsel sürece baktığımızda, Ege Adaları’nın egemenliği üzerinde İtalya, İngiltere, Osmanlı ve Yunanistan gibi ülkeler söz sahibi olmuştur.

Türkiye ve Yunanistan arasında yıllarca süregelen ve ilişkilerimize yön veren temel faktörlerden biri de, ‘Kısır Döngü’ diye adlandırdığım Ege Adaları’dır. Ege Adaları, tarihsel süreç içerisinde birçok konuda gündeme gelmiş, aidiyetleri tartışılmış ve konumu itibariyle günümüzde stratejik önem kazanmıştır.

Fakat, Ege Adaları üzerinde yaşanan güç mücadelesi Yunanistan ve Türkiye arasındaki ilişkileri sekteye uğratmakla, yeni sorunları da beraberinde getirmiştir. Yunanistan ve Türkiye arasında adalar üzerinde resmi bir diyalog gerçekleşmemiş olması ve müzakere masasına oturulmamış olması, iki ülkenin resmi makamları arasında sözlü atışmalara yol açmıştır.

Yunanistan ile Türkiye arasında kıta sahanlığının belirsizliği, Ege Adaları sorununu tetiklemektedir. Ayrıca adalar, adacıklar ve kayalıkların aidiyeti hakkında bir müzakerenin olmayışı, her geçen gün iki ülke arasında gerilime yol açmaktadır.

yt

Ege Adaları’nın Yakın Tarihi

1911-1912 yıllarında On İki Adalar, İtalya tarafından işgale uğramıştır. Akabinde Balkan Savaşı’nda da Ege Denizi’nin kuzeydoğusundaki adalar, Yunanistan tarafından işgal edilmiştir.

1912’de Osmanlı ile İtalya arasında imzalanan Uşi Antlaşması sonucunda, İtalya On İki Adalar’dan çıkmayı kabul etmiş, fakat Balkan Savaşı çıkınca bu anlaşmayı hiçe saymıştır. 1911 Londra Antlaşması’na göre de, Ege Denizi’nin kuzeyinde Yunanistan tarafından işgal edilen adalar gündeme gelmiş,  adaların geleceği 6 Avrupa devleti (Avusturya-Macaristan, İngiltere, Fransa, Rusya, Almanya ve İtalya) nezdinde karara bağlanmıştır. -Ayrıca bu antlaşmada Osmanlı, Girit Adası’nı Balkan devletlerine devretmiştir.-

Londra Antlaşması’nda alınan kararlar, 1913’de Osmanlı ile Yunanistan arasında imzalanan Atina Antlaşması’nda kabul edilmiştir. Londra Antlaşması’nda 6 Avrupa devletinin aldığı karara göre, Ege Denizi’nin kuzeyindeki adalar Yunanistan egemenliğine bırakılırken, adaların silahsızlanma statüsü bulundurulmasına mutabık kalınmıştır.

Lozan Barış Antlaşması’nda, Ege Denizi’nin kuzeyindeki adalar kesin olarak Yunanistan’a devredilirken, güneydoğudaki adalar ise hiçbir statüsü bulunmadan İtalya’ya devredilmiştir. Ege Denizi’nin güneydoğusundaki adalar, İkinci Dünya Savaşı sırasında İngiltere tarafından işgal edilmişti. Fakat, 1947 Paris Barış Antlaşması gereğince bahse konu adalar, silahsızlanma statüsü konularak Yunanistan’ın egemenliğine devredildi.

8

Lozan ve Paris Antlaşmaları’nda Adaların Hukuki Statüsü

Ege Denizi’nin kuzeydoğusundaki adalar, 1923 Lozan Barış Antlaşması ve 1947 Paris Barış Antlaşması çerçevesinde, silahsızlanma statüsü altında bulunuyor. Ege Adaları’nın hukuksal egemenliğine dair en önemli kaynak, Lozan Barış Antlaşması ve bu antlaşmanın 6, 12, 15 ve 16. maddeleri ile Paris Barış Antlaşması’nın 14. maddesidir.

6 mil olan karasuyu dahilinde bulunan ada, adacık ve kayalıklar Türkiye’nin egemenliğindedir.

Lozan Barış Antlaşması’nın 13. maddesine göre; Ikaria, Sakız, Midilli ve Sisam adalarının kısmen silahsızlanma statüsü bulunuyor. Bahse konu  adalarda tahkimat yapmak, kara ve deniz üs kurmak yasaklanırken çok sayıda askeri birlik bulundurulmasına da izin verilmemektedir.

Lozan Barış Antlaşması’nın 12. maddesine göre; Limni ve Semadirek adalarının tam silahsızlanma statüsü bulunuyor. Bahse konu adalarda kara-deniz-hava üsleri kurmak, tahkimat yapmak tamamen yasaklanmakla beraberinde çok sayıda askeri birlik bulundurulmasına da izin verilmemektedir. Ekseret 1923 Lozan Boğazlar Sözleşmesi’nin 4. maddesine göre de, Semadirek, Limni, Gökçeada, Bozcaada ve Tavşan Adaları’nın silahsızlanma statüsü vardır, 6. maddeye de bakılırsa askerden arındırma statüsü belirlenmiştir.

Lozan Barış Antlaşması’nın 15. maddesine göre; Türkiye Astampalya (Astropalia), Rodos (Rhodes), Kalki (Calki), Skarpanto, Kasos (Çoban), Pskopis (Tilos), Misiros (Misyros), Kalimnos (Kilimli), Leros (İleryoz), Patmos (Batnoz), Lipsos (Lipsi), Simi (Sömbeki), Kos (İstanköy), Kastellorizo (Meis) Adası  adaları ile bunlara bağlı olan adacıklar ve kayalardan İtalya yararına vazgeçer.

1

Türkiye’nin taraf olmadığı Paris Barış Antlaşması’nın 14. Maddesine göre; On İki Adalar diye geçen Patmos (Batnoz), Lipsi (Lipsos), Karpathos (Kerpe), Kos (İstanköy), Kasos (Çoban), Stampalea, Kalkiya (Hereke), Simi (Sömbeki), Leros (Ileryoz), Kalimnoz (Kilimli), Nisiros (İncirli), Tilos (İlyaki) adalarında ve bunlara bağlı adacıklarda tam silahsızlanma statüsü bulunup, bahse konu ada/adacıklarda her türlü tahkimatın yapılması ve askeri birliğin bulunması yasaklanmıştır. İtalya, bu antlaşma ile On İki Adalar’ın tümünü Yunanistan’ın egemenliğine devretti.

Menteşe Adaları bölgesinde bulunup da Lozan Barış Antlaşması’nda ismen zikredilmeyen adalar ile ismi zikredilen 14 adaya bitişik olmayan ada, adacık ve kayalıkların statüleri Kardak kayalıkları ile aynı olan Keçi, Bulamaç, Kalimnos, Sakarcılar, Çerte, Nergiscik, İstanbulya güneyindeki 12 ada, adacık ve kayalık ve Girit’in kuzeydoğusundaki 13 adada, adacık ve kayalıklar üzerinde Türkiye’nin egemenliği devam etmektedir. [1]

Boğazönü Adaları’nın Silahlandırılması ve Hukuki Statüsü

Yunanistan, egemenliği altındaki  Semadirek, Limni ve Taşoz adalarını silahlandırırken, anlaşmaları öne sürerek koşulların ve şartların değiştiği gerekçesini savunmuştur. 1930’lu yıllarda, Yunanistan ve Türkiye ilişkilerindeki olumlu gelişmelerden fırsat kollayan Yunanistan, adaların hukuki statüsünü çiğneyerek adalarda tahkimat yapmaya başlamıştır.

Aynı zamanda NATO’nun iki devlet üzerindeki güvenlik stratejileri ve çalışmaları, adaların silahsızlanma statüsünü rafa kaldırmasına olanak sağlamıştır.

ce

Türkiye, 1936 yılında uluslararası koşulların ve Akdeniz’deki  gelişmelerin dengede değişikliğe yol açtığını ileri sürerek Lozan Boğazlar Sözleşmesi’nin değiştirilmesini ileri sürmüş ve 1936 Montreux Boğazlar Sözleşmesi, bu görüşe uygun olarak  hazırlanmıştır.[2]

Yunanistan da, kendi iddialarına göre 1936 Montreux Sözleşmesi’nin, Lozan Boğazlar Sözleşmesi’nin yerine geçtiğini ifade etmektedir. Yunanistan, bu iddia ve ifadelere dayanarak Montreux Sözleşmesi’nin ‘bahse konu adaları yeniden silahlandırma ve adalardaki silahsızlanma statüsünü kaldırdığını’ savunarak adaları silahlandırmıştır. Türkiye de, Montreux Sözleşmesi’ne dayanarak Bozcaada ve Gökçeada’yı silahlandırmıştır.

Fakat, Lozan Barış Anlaşması’nın 12. ve 13. maddelerinin geçerliliği sebebiyle, adaların halen hukuki olarak silahsızlandırma statüsü bulunmaktadır.

On İki Adalar’ın Silahlandırılması

Yunanistan’ın On İki Adalar’ın silahlandırılmasına yönelik ilk hamlesi, 1952 yılında yaşanmıştır. On iki Ada içerisinde yer alan Leros Adası’na (İlleryoz) askeri havaalanı inşa ederek, adaya asker çıkartmıştır. Bu havaalanın açılmasının arkasındaki temel etken, NATO Başkan Yardımcıları Konseyi’nde alınan karardır. İlerleyen yıllarda da, adada askeri/sivil nüfus faaliyetlerini sessizce arttırmaya devam ettirmiştir.

Yunanistan, özellikle On İki Adalar ve çevresinde silahlanma girişimlerini günümüzde de sürdürmektedir. Bu silahlanma girişimlerine yönelik Türkiye’den gelen eleştirileri, Türkiye’nin taraf olmadığı 1947 Paris Barış Antlaşması’na atıfta bulunarak kabul etmemektedir. Yunanistan’ın bu adımları geçersiz olmakla beraberinde, hiçbir hukuksal değeri de yoktur.

11

BM’nin 51. maddesine göre de, Türkiye’nin bu eleştirileri geçerli olup, kendini savunma hakkı vardır. Türkiye’nin adalar konusundaki takındığı tavır ve sergilediği tutum milli güvenlik açısından haklı sebepler doğurmaktadır. Türkiye, bu durumu 1960’larda fark edip Yunanistan’a adalar konusunda kınama notası göndererek, diğer adaların da silahlanmasına açık ve net bir şekilde karşı çıkmıştır.

Yunanistan’ın bu girişimlerine karşı ve 1974 Kıbrıs Harekatı’nın bölgeye yansıttığı ilişkiler sonucunda Türkiye, 1975 yılında Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı İzmir merkezli Ege Ordusu’nu (4. Ordu) kurmuştur. Ege Ordusu’nun ana görevi, Batı Anadolu ve Ege kıyılarının güvenliğini sağlamaktır. Yunanistan, Ege Ordu Komutanlığı’nı bir tehdit olarak algılamış, egemenliği altında bulunan diğer adalar üzerinde tahkimat çalışmalarına başlamıştır.

Yunanistan Hangi Adaları Silahlandırdı ? [3]

Yunanistan’ın egemenliği altında bulunan ve silahsızlanma statüsü bulunan adalardaki tahkimat, askeri birlik ve askeri araç/ekipman sayısı belirsizdir. Yunanistan, bu adalarda askeri eğitimler icra etmekte ve milis kuvvetleri oluşturarak adalarda güvenliği sağlamayı öngörmektedir.

Menteşe Adaları Grubu’nda; Agathonisi (Eşek), Arki (Nergizcik), Farmakonisi (Bulamaç), Simi (Sömbeki), Patmos (Batnoz), Pserimos (Keçi), Kalimnos (Kilimli), Kalolimnos (Kelemez), Kos (Istanköy), Ileryoz, Tilos (İlyaki), Rodos (Rhodes), Gyali (Sakarcılar), İncirli Ada, İlipsi ve Kasos (Kerpe) adaları,

Meis Adaları Grubu’nda ise; Ro (Karaada), Kastellorizo (Meis)ve Strongyli (Çamada) adaları,

Saruhan Adaları Grubu’nda ise; Inousses (Koyun), Samos (Sisam), Chios (Sakız), Ikaria (Ahikerya), Fournoi (Hurşit), Lesvos (Midilli) ve Psara (İpsara) adaları,

Boğazönü Adaları Grubu’nda ise; Limnos (Limni), Samothraki (Semadirek) ve Thasos (Taşöz) adaları,

üzerinde her türlü tahkimat yapmış ve askeri birliklerini artırmış vaziyettedir.

111111

Karasuları Sorunu

Türkiye ve Yunanistan arasında, Ege Denizi’ndeki ulusal sınırların saptanmasında, geleneksel deniz hukuku ilkeleri göz önünde bulundurularak,  3 millik kural temel kabul edilmiş ve Lozan Barış Antlaşması sırasında iki ülke arasındaki denge ve sınır, bu 3 millik kurala göre saptanmıştır. [4]

1930’lı yıllarda Yunanistan ve Türkiye arasındaki ilişkiler olumlu yönde ilerlerken, Yunanistan 1936’da bir hamle yaparak karasularını 6 mile çıkarmıştır. Türkiye ise, 1964 yılında karasularını 6 mile çıkarmıştır. İki ülkenin de karasularını 6 mile çıkarması sonucunda Ege Denizi’nde Yunanistan % 35, Türkiye ise % 8,8 oranında bir paya sahiptirler.

Türkiye, 1973’te TPAO’ya Yunanistan ile kıta sahanlığı kesişen bölgelere 27 adet petrol arama ruhsatı verdi. Yunanistan ve Türkiye arasında diplomatik gelişmeler sürerken, TCG Çandarlı gemisi 32 savaş gemisi ile Ege Denizi’ne yöneldi. Bunun üzerine Yunanistan, 1975’te bu konuyu Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’na (UAD) götürdü. Fakat, Türkiye buna aldırış etmeden 1976’da sismik araştırma gemisi Hora’yı Ege gönderdi.

1111

Yunanistan, bu seferde konuyu BMGK’ya taşıdı. BMGK’nın kararı ile konu UAD’ye gitti. Türkiye, UAD’nin kararını da tanımadı.  Yunanistan, 1987’de Taşoz Adası’nın çevresinde petrol yatakları bulmasından sonra yeni bir kriz ortaya çıktı. Türkiye, Piri Reis ve Sismik-I1 gemilerimizi bölgeye gönderdi. Olaylar sonucunda BMGK tarafından Türkiye-Yunanistan arasındaki kriz yatıştırıldı.

Yunanistan, BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 3. maddesine göre kendi ulusal karasuları sınırını 12 mil olarak belirleme hakkına sahiptir. Bu arada, Ege Denizi’ndeki adalar Yunanistan’ın egemenliğinin ve ülkesel bütünün ayrılmaz bir parçası olduğundan, bu adalar da 12 millik karasuları sınırına sahiptir. [5] Türkiye BMDHS’ne üye değildir.

Bunu göz önünde bulunduran Yunanistan, Ege’deki kara suları alanını 12 mile çıkartmayı düşünmektedir. Yunanistan’ın bu hamlesi, Türkiye’nin aleyhine olmakla beraberinde Ege Denizi’nde yeni sorunlar doğuracaktır.

11111
Kalolimnoz (Kelemez) ve Pserimos (Keçi) Adası 6 Mil Türk Kıta Sahanlığı içerisindedir.

Yunanistan karasularını 12 mile çıkartması durumunda;

  • Yunan karasuları % 60,33, Türk karasuları ise % 9 oranında,
  • Yunanistan’a devredilmemiş ada, adacık ve kayalıkların karasuları % 10,65 oranında,
  • Uluslararası sular veya açık denizin oranı ise % 20,02 olacaktır.

Ayrıca böyle bir olayın yaşanması durumunda;

  • Türkiye’nin kıta sahanlığı içerisinde kabul ettiği bölgeler Yunan karasuları içerisinde kalacaktır.
  • Hava sahasının da Yunanistan’ın elinde olması, bölgede Türk tatbikatlarını ve uçuşlarını engelleyecek, Türkiye’nin askeri egemenliğini kısıtlayacaktır.
  • Balıkçılık, ekonomik ve ticari kayıplar getirmekle beraberinde, kısacası Türkiye Ege’de hapsedilecek ve Ege ‘Yunan Gölü’ne dönüşecektir.

r4

Adalar üzerindeki güç mücadelesinin, karasularına da taşınacağını görebiliriz. Yunanistan’ın, karasularını 12 mile çıkarması, AB tarafından da desteklenmektedir. AB üyesi olan Yunanistan, karasularını 12 mile çıkarması AB’nin dış sınırlarının belirlenmesinde de büyük rol oynamaktadır. Bu durum hem Yunanistan’ın lehine olduğu gibi hem de AB’nin lehinedir. Fakat, Türkiye bu durumu savaş nedeni sayıp, böyle bir girişime müsade etmeyeceğini de gösterecektir.

Yunanistan’ın karasularını 12 mile çıkaracağı yönündeki ısrarlarının asıl gayesi, Ege’de silahlandırılan adalar üzerinde olası bir Türk operasyonunu önlemeye yöneliktir. Fakat Lozan, Paris ve Mountreux anlaşmaları geçerliliğini korumakla beraberinde statüleri de değişmemiştir. Yunanistan, karasularını 12 mile çıkardığı zaman Ege’de Yunan-Türk çatışması patlak verecektir.

Bu çatışma sürecinde; Yunanistan, adalar konusundaki egemenlik haklarını tehlikeye atmaya ve bazı adalardan geri çekilmeye, Kıbrıs’ta siyasi ve askeri sorunlarla yüzleşmeye, Akdeniz’de Türkiye ile karşı karşıya kalmaya tanıklık edecektir. Böyle bir çatışmanın yaşanmaması için, Yunanistan 12 mil kararını fiili olarak uygulayamaz.

NATO, NATO’nun iki üyesi olan Yunanistan’ı ve Türkiye’yi kendileriyle çatışma içerisinde bırakıp, görmezden gelemez. Jeopolitik konum gereği, hem Yunanistan hem de Türkiye NATO’nun vazgeçemediği devletlerden biridir.

1111111

Kısacası Yunanistan’ın 12 mil kararı, NATO tarafından engellenmekle beraberinde, NATO’nun Türkiye üzerindeki hassasiyetleri de göz ardı edilemez. Fakat NATO, Yunanistan ve Türkiye ilişkilerinde kayda değer bir rol oynamamakla beraberinde herhangi bir çözüm yolu da getirememiştir.

Değerlendirme

Yunanistan’ın, Ege Adaları’ndaki silahsızlanma statüsü bulunan adaları silahlandırarak ortaya sürdüğü ve savunduğu  tez, görüş ve fikirlerin hiçbir hukuki boyutu bulunmamakla beraberinde, adalardaki askeri varlığının hukuki statüsü de bulunmamaktadır. Yunanistan’ın tarihteki anlaşmalar üzerinden, hukuksuzca ve düşmanca Ege Denizi’nde hakimiyet kurma çabaları ikili ilişkilerimize zarar vermeye devam edecektir.

Yunanistan, silahsızlanma statüsü bulunan adalarda maden/turizm işletmeciliğine, askeri tatbikatlara, milis kuvvetler oluşturmaya ve hukuksal statüyü bozan girişimlere kalkışmaya son vermelidir.

Kıta sahanlığı ve adalar hakkında iki ülke nezdinde müzakere yapılmaması ve diplomasi kanalının tıkanması, ileriki süreçte  bu durumları daha karmaşık hale getirecek, olası bir sıcak çatışmanın fitilini ateşleyecektir. Bu durumda bölgede statükolar değişecek, karasuları ve adaların aidiyetleri gündeme gelecektir. Aynı zamanda üçüncü devletlerin/kuruluşların katılımıyla Ege Denizi üzerinde yeni bir anlaşma yapılması muhtemeldir ki; Yunanistan da buna sıcak bakmaktadır.

s

Silahsızlanma statüsü bulunan adalarda, silahlanma girişimlerinin devam etmesi ve bu girişimlere ek olarak adalar hakkında kışkırtıcı söylemlerde bulunulması, Türkiye’nin adalar konusundaki ciddiliğini askeri olarak sahaya yansıtacaktır.

Yunanistan’ın, bahse konu olan adalarda tahkimat işlemlerini durdurması, asker sayısını en aza indirgemesi ve etkinliğini azaltması ikili ilişkilerin yükselmesi konusunda ivme yaratacaktır. Bu sayede, adalar konusu artık ikili ilişkiler bazında gündeme gelmeyecek ve sorun yaratmayacaktır.

Yunanistan ve Türkiye arasında yaşanan gerilimlerin ardından, Yunanistan’ın her seferinde dile getirdiği ve Türkiye’yi tehdit ederek karasularını 12 mile çıkarma gayesi, ele alınacak önemli başlıklardan biridir. Bu konuda bir uzlaşı masasının oluşturulması, Yunanistan’ın ve Türkiye’nin ulusal çıkarları üzerinde lehine sonuçlanacaktır. Yunanistan, Kıbrıs’taki ve adalardaki egemenliğini ve etkinliğini muhafaza etmek istiyorsa, 12 mil kararı konusunda Türkiye’nin de görüşlerini dinleyecektir.

Ege Denizi’nde yaşanılan olaylar, paralel olarak Akdeniz’i de tetiklemektedir. İki ülkenin bir diğer güç mücadelesi alanı Kıbrıs’ta, siyasi çatışmalar boy göstermektedir. Aynı zamanda Adaların silahlandırılmasındaki en önemli sebeplerinde biri de 1974 Barış Harekatı’dır.

Yunanistan ve Türkiye ilişkilerini çıkmaza getiren bir diğer nokta 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’dır. Türkiye, haklı gerekçeleri ve hukuki kuralları göz ardı etmeyecek şekilde Kıbrıs’a yerleşmiştir. Bunun sonucunda da Yunanistan hem Ege’de, hem de Akdeniz’de Türkiye karşıtı politikalar izlemiştir.

sq

Yunanistan’ın, Türkiye’ye karşı attığı her düşmanca adımların bedeli olacağı gibi, karşılığı da olacaktır. Akdeniz’de, Libya-Türkiye arasında imzalanan Deniz Yetki Alanı Sınırlandırma Anlaşması, AB’nin ve Yunanistan’ın Akdeniz’deki hareket kabiliyetini kısıtlamıştır. Ayrıca Seville haritası ile Türkiye’yi Akdeniz’de 41 bin kilometrekarelik alana hapsetmeye çalışılan planlar suya düşmüştür.

Yunanistan’ın, Anadolu üzerindeki ‘Megalo İdea’ hayallerinin son bulması, kendilerinin düşman hedefi olmalarını engelleyecektir. Yunanistan’ın sergileyeceği uzlaşıcı ve barışçıl tutumlar, iki ülke arasında yeni işbirliği ve çalışma ortamı yaratabilir. Hak ve hukuk nezdinde karşılıklı görüşler belirtildiği sürece, iki ülke arasındaki diplomasi kanallarının kapanmasına yönelik bir engel görülmemektedir.

AB baskıları ile hareket eden Yunanistan, kendi egemenlik haklarını tanımalı ve kışkırtıcı söylemlerle düşmanca politikalar türetmeyi bırakmalıdır. Yunanistan’ın, Ege ve Akdeniz üzerinde bölge devletleri ile üstünlük kurma çabaları, önümüzdeki süreçte ulusal çıkarlarını tehlike altında bırakabilir.

Türkiye, diplomasi ile hareket etmenin bilinci içerisinde olup her zaman Yunanistan ile iletişim kanallarını açık tutmuştur. Türkiye’nin, talepleri ve görüşleri her iki ülkenin ulusal güvenliği hakkında olumlu sonuçlar doğurmaktadır. Ayrıca Türkiye, egemenliğine yönelik kasten ve alenen tehditleri sahada da çözeceğini tüm ciddiliği ve kararlılığı ile açıklamalarında beyan etmiştir. Ege Denizi’nde sorunların çözümüne yönelik somut adımlar diplomasi yoluyla Türkiye tarafından da beyan edilmiştir.

123 1

Kaynaklar

  • Ege Adaları’nın Hukuksal Statüsü /Hüseyin Bağcı
  • [1] Cumhuriyet, 16 Mayıs 1999, ss. 1-8.
  • [2] Ege Denizi’ne İlişkin Sorunlar/Adaların Silahlandırılması/Fuat Aksu
  • [3] Caner Çiftçi/Sessiz Silahlanma: Ege Adaları
  • [4] İ. Soysal, Türkiye’nin Siyasal.., s. 88.
  • [5] Theodoros Katsoufros, “Ege Denizi’yle İlgili Türk-Yunan Uyuşmazlıkları,”
  • Ege Denizi’ne İlişkin Sorunlar/Karasuları Sorunu/Fuat Aksu
  • http://www.ismetinonu.org.tr/lozan-baris-antlasmasi-tam-metni/
  • https://www.turkcebilgi.com/oniki_ada

Doğu Akdeniz’de Son Durum: [Haftalık Bülten 21-28 Haziran]

0

Son dönemlerde gerilimin tırmandığı Doğu Akdeniz’de, geçen hafta (21 Haziran-28 Haziran) gerçekleşen askeri ve diplomatik olayları ele alacağız. Doğu Akdeniz’de her gün gerçekleşen askeri, diplomatik ve siyasi olaylar bölgeyi daha da ön planda tutmakta, gündemi yoğun olarak ilgilendirmektedir.

21 Haziran

  • Güney Kıbrıs Rum Kesimi Savunma Bakanı Savvas Angelidis, “AB’nin çıkarları güvence altına alınması ve Türklerin etkin politikalarının engellenmesi için bölgede, AB’nin daimi deniz varlığı göstermesi şarttır.” dedi.
  • Yunanistan Göç ve İltica Bakan Yardımcısı George Koumoutsakos, katıldığı bir canlı yayın programında Doğu Akdeniz’e işaret ederek, “Türkiye diyalog istiyor, ancak çıkarlarını da korumak zorunda” dedi.
  • Yunanistan Çevre ve Enerji Bakanı Kostis Hatzidakis: ‘’Türkiye ile MEB anlaşması ihtimalini görüşmeye hazırız. Türkiye, Yunanistan’ın imzaladığı şeye benzer bir anlaşma yapmak istiyorsa, bunu tartışmak için buradayız. Hiçbir şekilde ülkemizi savunmasız bırakmayacağız.’’
  • Yunan Donanması, 15-18 Haziran tarihleri arasında Girit’in güneyinde, Filo Komutanlıkları, Sahil Güvenlik ve Hava Kuvvetleri varlıklarının katılımıyla küçük çaplı bir operasyonel tatbikat gerçekleştirdiğini duyurdu.
  • Libya Devlet Yüksek Konseyi Üyesi Şatır, “Sisi’nin açıklamaları savaş davullarını çalmaktır. Demokrasiyi baltalamak, kabul etmediğimiz ve indirdiğimiz bir askeri getirmek konusundaki ısrarınızdan bu yana Libya’nın güvenliği tehlikededir.” dedi.

s2

22 Haziran

  • Türkiye’nin Yunanistan Büyükelçisi Burak Özügergin, ‘’Yaptığımız şeyleri söylüyoruz, söylediğimiz şeyleri yapıyoruz. Hiçbir ülke, başka ülkeler hak ve çıkarlarını etkileyen ağlar örerken sakin kalamaz. Özellikle Doğu Akdeniz’de en büyük kıyıları olan Türkiye gibi bir ülke ise.’’ dedi.
  • Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, ‘’Cumhurbaşkanı Erdoğan göreve başladığından beri Akdeniz ve Ege’deki sorunlar ile ilgili diyalog istiyordu. Ancak Mitsotakis buna yanaşmadı. Fransa ve AB ile bize karşı olmak yerine, bizimle konuşmalı. Ülkemizin ve KKTC’nin çıkarlarını koruyacağız.’’ dedi.
  • Yunanistan Milletvekili Nikos Filis, ‘’Türkiye’nin Suriye, Libya ve Güney Kıbrıs Münhasır Ekonomik Bölgesinde önemli bir bölgesel oyuncu olmaya çalıştığı bu dönemde ABD’nin planlarına bağlı korkak bir hükümetimiz var.’’ dedi.
  • Filistin’in Ankara Büyükelçisi Faed Halid El-Mustafa, ‘’Bizim de Akdeniz’de haklarımız var. Doğu Akdeniz’deki petrol ve doğalgazda Filistin’in de payı var. Gaz konusunda Türkiye ile anlaşmaya hazırız. MEB konularında Türkiye ile iş birliğine hazırız.’’ dedi.
  • Libya Başbakanı Serrac, Zuvare’de toplantı düzenlemek üzere ABD’nin Libya Büyükelçisi Richard Norland, ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) komutanı General Stephen Townsend ve diğer yetkililer ile bir araya geldi.
  • Libya Sirte ve Cufra Operasyon Odası Sözcüsü Abdulhadi Dara, “Libya ordusu tüm güçleriyle Sirte ve Cufra’yı özgürleştirmek için bir askeri operasyona hazırlanıyor. Mısır Ordusu, Trablus’a saldırıların ilk gününden bu yana buradaydı.” dedi.

123

23 Haziran

  • Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron, ‘’Doğu Akdeniz’de Türk-Fransız deniz kuvvetleri arasında gerçekleşen hadise, NATO’nun ‘beyin ölümünün’ gerçekleştiğinin kanıtı. Libya’da Türkiye’nin ilerlemesine izin vermeyeceğiz. Türkiye’ye sert tavrımız olacak. Libya’daki çözüm Fransa’dır.’’ dedi.
  • ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Demokrat lideri Robert Menendez, ”Türkiye, ABD’nin ulusal güvenliğini tehdit etmekte ve NATO’daki işbirliğini tehlikeye atmaktadır. AB, Kıbrıs’ın deniz alanını ihlal eden Türklere karşı yaptırım uygulamak için hoş önlemler aldı.” dedi.
  • Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Nikos Christodoulidis, İsrail Dışişleri Bakanı Gabi Askenaz ile görüşmek üzere Tel Aviv’e gitti. İki bakan, Akdeniz’de ortak işbirliğini ve askeri anlaşmaları görüştü.
  • Filistin Dışişleri Bakanlığı, ”Türkiye ile MEB anlaşması yapılacağı iddiası gerçeği yansıtmıyor. Yunanistan, Kıbrıs ve Türkiye dahil Akdeniz ülkeleriyle iyi ilişkilerimiz var, bunu korumak istiyoruz. Bu taraflardan biriyle MEB ile ilgili görüşmemiz yok.” açıklamasında bulundu.
  • Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias, ABD Büyükelçisi Jeffrey Pyatt ile bir araya geldi. Toplantının konusu Doğu Akdeniz ve Libya’daki son durum. Pyatt, “Adaların anakara gibi MEB ve kıta sahanlığı hakkına sahip olduğu konusundaki görüşümüzü ifade ettik” dedi.
  • Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, ‘’Doğu Akdeniz’de kıyısı olmayan Fransa’nın sahildar bir ülke gibi davranmanın kendisine bölge konularında karar verme yetkisi tanımadığını artık anlaması gerekmektedir.’’ dedi.
  • Yunan Savunma Bakanı Panagiotopoulos, ‘’Kışkırtıcı davranışlarını değiştirmezse Türkiye ile diyalog başlatmayacağız. Yunanistan uluslararası hukuktan yana ancak Türkiye bölgede bir zorba gibi davranıyor. Egemenlik haklarımızın sorgulandığı bir diyalog istemiyoruz.’’ dedi.
  • NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, ‘’Rusya’nın Doğu Akdeniz’deki tutumu NATO nezdinde rahatsızlık yaratıyor. NATO ülkeleri bu tutumlardan rahatsız oldukları konusunda hemfikir.’’ dedi.
  • Yunanistan Deniz Kuvvetleri’nin resmi internet adresi “hellenicnavy.gr” üzerinden, “Ulusal Donanma Fonu” çatısı altında Yunan halkından maddi yardım toplanmaya başlandığı duyuruldu.

ooo

24 Haziran

  • GKRY milletvekilleri, salı günü yaptıkları açıklamalarda, EastMed gaz boru hattı için hükümetler arası anlaşmayı onaylayan bir tasarıyı kabul etmeye hazır olduklarını söylediler.
  • Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, ‘’Doğu Akdeniz’de bizi ana karaya hapsetmeye yönelik çizilen haritaları yırtıp atıyor, Libya’da tarih yazıyoruz.’’ dedi.
  • Yunanistan eski milletvekili, Savunma ve Strateji Uzmanı Aristoteles, ‘’Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta Türkiye, Yunanistan’dan askeri açıdan daha avantajlı bir konumda. Yunan Silahlı Kuvvetleri’nin Türk tarafına karşı yürüttüğü eylemin maliyeti daha da yüksek olabilir.’’ dedi.
  • Yunanistan Dışişleri Bakanı Dendias, “Türkiye, Kıbrıs çevresinde 1 yılda 6 kez yasadışı sondaj yaptı. Kıbrıs’ın, MEB’sinde yasadışı sondajlar yapıyor. Libya’da Neo-Osmanlı’yı başarmak için, BM silah ambargosunu ihlal ediyor. Avrupa’yı, deniz bölgelerinden mahrum ediyor.” dedi.
  • Libya’da Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih, “Trablus güçleri (UMH) Sirte’ye operasyon başlatırsa, Mısır’dan askeri müdahalede bulunmasını talep edeceğiz.” dedi.
  • Libya Savunma Bakan Yardımcısı Abdullah Nemruş, “Türk ordusu NATO üyesi, tecrübeye sahip, bu tecrübeyi, bilgiyi Libya’ya aktarmak için NATO standartlarında profesyonel bir ordunun kurulması için kendilerini bekliyoruz.” dedi.
  • Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in Ulusal Güvenlik Danışmanı Thanos Dokos, “Bizim güvenip destek vermiş olduğumuz Hafter, öyle görünüyor ki Libya’da savaşı kaybetmekte ve sayılı siyasi günleri kalmakta.” dedi.

oo

25 Haziran

  • Türk Dışişleri Bakanlığı, ‘’Yunanistan Dışişleri Bakanı Dendias’ın Ege ve Doğu Akdeniz konusundaki ifadeleri gerçeklikten tamamen kopuktur. Yunanistan GKRY ile birlikte Türkiye’yi kendi kıyılarına hapsedebileceği ve bunun uluslararası hukuka uygun olduğu rüyasından artık uyanmalıdır.’’ açıklamasında bulundu.
  • Türk Deniz Kuvvetleri, Girit Adası’nın güneyinde yer alan bölgedeki 3 farklı alanda Navtex ilan etti. Bölgede 25 ve 26 Haziran tarihlerinde Türk Deniz Kuvvetleri tatbikatlar icra etti. Navtex bölgelerinin isimleri; Etkin, Caydırıcı ve Saygın olarak belirlendi.
  • Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, ‘’Doğu Akdeniz’de her şartta hakkımızı, hukukumuzu koruyacağız. Muhataplarımıza sabırla davetimizi tekrarlıyoruz. Gelin oturup anlaşalım, konuşalım diyoruz. Bizim dışımızda oldubittiyi düşünmeyin, üzülürsünüz.’’ dedi.
  • Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, ‘’Ne Suriye’de ne Doğu Akdeniz’de ne de NATO’nun güney kanadı olan Kuzey Afrika’da, yahut Akdeniz’in kuzey bölgelerinde Türkiye’siz bir oyun kuramazsınız.’’ dedi.
  • Tümamiral Cem Gürdeniz, ‘’Türkiye artık Atatürk’ün dış politika çizgisinde hareket etmeye başladı. Batılı devletlere sesleniyorum; Türkiye için ortaya attığınız haritalar boştur. Korvetini, fırkateynini ve yakında Gezgin füzesini yapacak bir ülkenin donanmasını Mısır ile kıyaslamam.’’ dedi.

cd

26 Haziran

  • AB, Türkiye’yi Kıbrıs açıklarındaki sözde “yasadışı” sondaj çalışmalarını durdurmaya çağırdı.
  • Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) lideri Nikos Anastasiadis, “Silahlarınızı seçerken, gerçeklikleri göz önünde bulundurmalısınız. Türkiye’yle girilecek bir savaş, Kıbrıs Helenizmi’nin sonunu getirir.  Bu istediğim bir şey değil. Türkiye ile olan farkları çözmenin tek yolu diplomasi.’’ dedi.
  • Yunanistan Başbakanı Miçotakis ve Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında gerçekleştirilen telefon görüşmesinde, iki lider ve ülkeleri arasındaki iletişim kanallarının açık tutulması konusunda anlaşma sağlandı.
  • GKRY Dışişleri Bakanı Hristodulides, “Türkiye bölgesel işbirliği, istikrar ve güvenliği zayıflatmanın yollarını arayan bir oyunbozan konumunda, bunu Libya’da da Suriye’de ve Irak’ta da görüyoruz.” dedi.
  • Yunanistan Savunma Bakanı Yardımcısı General Stefanis, ”Bay Akar; bir yandan bizi tehdit ediyor, diğer yandan diyalog istiyor. Tartışmaya hazırız. Silahlı Kuvvetlerimiz her gün çeşitli senaryolarla eğitilmektedir. Hiçbir şeyden korkmuyoruz, tüm senaryolara hazırız.” dedi.
  • Yunanistanlı eski istihbaratçı Savas Kalendiris, ”Kapımızdaki savaş sürekli inzivaya çekildi. Türkiye, ABD dışındaki herkesi rahatsız ediyor. Yunanistan, karasularını 12 mile çıkarmalı ve Kıbrıs’la deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşması yapmalıdır.” dedi.
  • Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanı Ersin Tatar, ‘’Bizim politikamız, Maraş’ı açarken oranın eski sakinlerine iade edilmesidir. 45 yıldan sonra önümüzü göremediğimiz için buranın kazandırılması gerekir.’’ dedi.
  • Malta Dışişleri Bakanı Evarist Bartolo, “Trablus’ta Serrac hükümeti ile yeni bir sayfa açmamıza katkıda bulundukları için Türk hükümetine teşekkür ederiz.” dedi.
  • Yunanistan Başbakanı’nın Ulusal Güvenlik Danışmanı Thanos Dokos, “Türkiye-Libya mutabakatı bizi çok endişelendiriyor. Tabi ki Avrupa Birliği ve ABD’den destekleyici açıklamalar geliyor. Bir süre daha Türkiye-Libya mutabakat zaptı ile yaşamak zorunda kalacağız. Çatışmanın dengesi değişti. Hafter’e destek veriyoruz. Ancak şimdi görülüyor ki savaş alanında kaybediyor ve belki de siyasi günleri de sayılıdır. Atina Libya konusunda yanlış yol izledi.”

85

27 Haziran

  • Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Aksoy, ‘’Kıbrıs meselesi çözülene kadar hidrokarbon kaynakları konusunda Kıbrıs Rumlarının muhatabı Kıbrıs Türkleridir. Bu çerçevede, GKRY Dışişleri Bakanı’nın muhatabı da biz değil, KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Sayın Kudret Özersay’dır.’’ dedi.
  • Rum Savunma Bakanı Savvas Angelidis ile AB Dış Politikalar Şefi Borrell, bindikleri helikopterle Kıbrıs açıklarında sondaj yapan Yavuz gemisinin bulunduğu bölgeye gitti. Borrell ve Angelidis, Limasol kentinin 60 km açığında Yavuz gemisine 6.5 mil yaklaşarak 5 dakika seyretti.
  • KKTC Başbakanı Ersin Tatar, ‘’Biz, Kıbrıs’ta ve Doğu Akdeniz’de Rumlarla eşitiz. Onlar ne kadar egemense ne kadar hakka sahipse biz de o kadar egemeniz ve o kadar hakka sahibiz. Bunu görmeyen, anlamayanların Kıbrıs konusunun halline katkıda bulunmaları mümkün değildir.’’ dedi.
  • Polis Akademisince hazırlanan “Akdeniz’de Devlet ve Düzen Raporu”nda Türkiye’nin, Akdeniz’de gerek askeri ve ekonomik gücüyle gerekse yumuşak gücü ve yürüttüğü kamu diplomasisiyle bölgedeki en büyük güçlerden birisi olduğu bildirildi.
  • Muammer Kaddafi’nin kuzeni Ahmed Kaddafi, “Ankara, Libya’da Batı tarafından hazırlanan bir planı uyguluyor. Batı, Türkiye’nin Akdeniz’de askeri olarak bulunmasına ve Libya’nın servetini kazanmasına izin vermeyecek. Türkiye için üzülüyorum. Türkiye, Libya’da sıkışıp kaldı. Erdoğan’ın, Libya’ya müdahale çabaları başarısız olacak. Mısır, Arap ülkesi olarak organize bir savaş yürütüyor ve kırmızı çizgileri ihlal edildiğinde kendini savunma hakkına sahip.” dedi.
  • BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed el Nahyan, “Türkiye’nin Libya’daki rolü, mevcut şekliyle Arap dünyası tarafından hoş karşılanmıyor. Eğer Türkiye aynı şekilde devam ederse sonuçlar felaket olur.” dedi.
  • Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanlık Konseyi Başkanı Fayiz es-Serrac, İtalya Başbakanı Giuseppe Conte ile İtalya’nın başkenti Roma’da görüştü. İkili, Libya’da askeri bir çözümün olmayacağını belirterek BMGK ve Berlin Konferansı kararlarına uygun olarak siyasi çözüm vurgusu yaptı.

1233

28 Haziran

  • DİKO Partisi Genel Başkanı Nikolas Papadopulos, ‘’Kıbrıs sorununun çözülememesinin sebebi Türkiye’nin tutumu. GKRY Lideri Anastasiadis Kıbrıs ve enerji sorunlarının çözümünde başarısız. Türkiye’nin tutumunun değişmesinin tek yolu; siyasi, ekonomik ve diplomatik bedeller ödemesi.’’ dedi.
  • ABD Avrupa ve Afrika Kuvvetleri Donanma Komutanı James Foggo, ‘’Doğu Akdeniz, dünyada askeri anlamda en hareketli alanlardan biri. Rusya gözünü bu alana dikti. Moskova, bölgeye Kalibr seyir füzesi atma gücü olan sessiz, modern denizaltılar konuşlandırıyor.’’ dedi.
  • KKTC Başbakanı Ersin Tatar, ‘’Doğu Akdeniz’deki bütün bu siyasi gelişmelere bağlı olarak, KKTC’nin güçlenmesinin ve hayatını devam ettirmesinin ne kadar doğru bir politika olduğu ortaya çıkmıştır.’’ dedi.
  • Tunus Meclis Başkanı Raşid Gannuşi, “Fayiz es-Serrac liderliğindeki Ulusal Mutabakat Hükümeti Libya’daki tek meşru hükümet. Serrac hükümeti meşruiyetini 2015’te Fas’ta imzalanan “Suheyrat Anlaşması”ndan alıyor.” dedi.
  • Milli Savunma Bakan Yardımcısı Alkiviadis Stefanis, “Türkiye sıcak çatışma ile ilgilenmiyor. Yunanistan hava, kara ve denizde üstündür. Güçlü silahlı kuvvetlerimiz var, tam tetikteyiz. Aramızda, sıcak bir çatışmanın  yaşanması Türkiye’nin çıkarına değil. Türkiye, birden fazla alana yöneldi ve bu alanlarda ona karşı birçok aktör var. Ayrıca, bu alanlarda henüz bir stratejik zafer de elde edemedi.’’ dedi.

r44

Yararlanılan Kaynaklar
  • Hellas Journal
  • Pentapostagma
  • @akdenizpolitik
  • Kathimerini
  • @AkdenizKibris
  • Veteranos
  • Greek City Times
  • Newpost.gr
  • Enoplos

Deniz Alanlarının Hukuki Statüsü

0

Deniz alanlarının hukuki bir statüye kavuşturulmasına konusunda atılan ilk somut adım 28 Nisan 1958 tarihinde düzenlenen Cenevre Deniz Hukuku Konferansı’dır. Cenevre’de gerçekleştirilen I. Deniz Hukuku Konferansı sonucunda, “Karasuları ve Bitişik Bölge Konvansiyonu”, “Açık Deniz Konvansiyonu”, “Kıta Sahanlığı Konvansiyonu” ve “Balıkçılık ve Açık Denizlerin Canlı Kaynaklarının Korunmasına Dair Konvansiyon (MEB)” kabul edilmiştir (Acer ve Kaya, 2018: 148).

I. Deniz Hukuku Konferansı’nda “karasuları” ve “balıkçılık” özelinde pek çok konunun çözüme kavuşturulamaması sebebiyle 1960 yılında II. Deniz Hukuku Konferansı toplanmış ancak herhangi bir çözüm bulunamadan Konferans dağılmıştır (Pazarcı, 2015: 255).

54

1973 yılında görüşmeleri başlayan III. Deniz Hukuku Konferansı 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi ile sona ermiştir. Anlaşma, 1994 yılında kabul edilip 1996 yılında yürürlüğe girerek literatüre “Münhasır Ekonomik Bölge”, “Arkeolojik Bitişik Bölge”, ‘Deniz Hukuku Mahkemesi’ gibi kavramları getirmiştir (Pazarcı, 2015: 256).

Karasuları

Ortaya çıkışı itibarıyla yetki alanları içerisinde en eski geçmişe sahip alan karasularıdır. Gelgit zamanlarındaki en düşük su seviyesinden başlayarak esas hattan itibaren 6-12 mil arasından kabul edilen genişlikteki sular karasuları olup devletin ülkesel egemenliği altında bulunan alanlardır (Pazarcı, 2015: 262).

Zaman içerisinde mesafe olarak değişikliğe uğramakla birlikte 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi ile kesinleştirilmiş olup Sözleşmenin “Karasuları ve Bitişik Bölge” başlıklı bölümünün 3. maddesinde; “Her devlet karasularının genişliğini tespit etme hakkına sahiptir; bu genişlik işbu Sözleşmeye göre tespit edilen esas hatlardan itibaren 12 deniz milini geçemez.” şeklinde hükme bağlanmıştır.

544

Birleşmiş Milletler sözleşme ile devletlere 12 mile kadar karasularına sahip olma ve bu karasuları üzerinde egemenlik yetkisini kullanabilme hakkını tanımıştır. Ancak Sözleşmenin 300. maddesine göre “Taraf Devletler işbu sözleşme hükümleri uyarınca üstlendikleri yükümlülükleri iyi niyetle yerine getirmeli ve işbu sözleşmede tanınan hakları, yetkileri ve serbestileri hakkın kötüye kullanılmasını oluşturmayacak biçimde kullanmalıdırlar.” (Birleşmiş Milletler, 2001: ss.2-42).

Yani karasularının 12 mil olarak belirlenmesi devletin mutlak ve kesin bir hakkı olmayıp yetki alanının bir başka devlet ile çakışması durumunda hakkaniyet ilkesi dâhilinde belirlenmesi gerektiği gerek sözleşme metninde gerekse Uluslararası Adalet Divanı’nın İngiltere ve Norveç arasındaki Balıkçılık Davası’na ilişkin 1951 tarihli kararında ve İngiltere ve İzlanda arasındaki Balıkçılık Davası’na ilişkin 1974 yılındaki kararında belirtilmiştir.

Söz konusu kararlar, deniz alanlarının sınırlandırılmasının sadece kıyı ülkesinin yalnızca kendi iradesine bağlı olmadığını ve 3. taraflar bakımından doğurduğu sonuçlar sebebiyle uluslararası hukuku da ilgilendirdiğini hükme bağlamıştır (Pazarcı, 2015: 262).

5444
Bugünkü mevcut duruma göre; Ege’nin yaklaşık %28’i Türk karasuları, %35’i Yunan, %37’si ise açık denizdir. Karasuları 12 mile çıkarılırsa %73 Yunanistan karasuları haline gelecektir. Türkiye’nin karasuları ise %10’un altına düşecektir. Yani Ege neredeyse Yunanistan’a kalacaktır.

Bitişik Bölge

Karasularının ölçülmeye başlandığı esas hatlardan itibaren en fazla 24 mil genişliğinde bir alan olan bitişik bölge karasularının en çok 12 mil genişlikte olması durumunda en fazla 12 mil olarak hesaplanabilecektir. Bir devletin Bitişik Bölge’ye sahip olabilmesi ilana bağlı bir durumdur.

Teamül olarak sadece su tabakası üzerinde yetkiler veren bitişik bölge ilanı gümrük, maliye, sağlık ve göç konularında kıyı devlete yetkiler verebilmektedir (Balcıoğlu, 2016: 5).

Kıta Sahanlığı

Özü itibarıyla jeolojik bir kavram olan kıta sahanlığı bir kara ülkesinin denizin altında uzanan doğal parçalarına verilen isimdir (Acer ve Kaya, 2011: s. 211). 1958 Cenevre Kıta Sahanlığı Sözleşmesi’ne göre kıta sahanlığı deniz yüzeyi ile deniz tabanı arasındaki derinliğin 200 metre olduğu alandır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, kıta sahanlığının deniz derinliğinin 200 metre olduğu noktaya kadar esas alınmasıdır. Karasuları veya bitişik bölgedeki gibi esas hat değil deniz derinliği baz alınmaktadır.

fr 2

Cenevre Kıta Sahanlığı Sözleşmesi’ne göre, kıyı devletinin, derinliğin 200 metreden fazla olduğu alanlardaki doğal kaynakları işletebilmesi durumunda söz konusu derinliğin değil işletilebilme ölçütünün temel alınabileceği belirtilmiştir (Acer ve Kaya, 2018: s. 170). Ancak, hem doğal uzantının 200 mili geçtiği durumda hem de işletilebilme ölçütünün baz alındığı durumda kıta sahanlığı toplamda 350 milden ya da 2500 m eş derinlik çizgisinden itibaren 100 milden fazla olamayacaktır (Balcıoğlu, 2016: 10).

Kıta Sahanlığı kavramının sınırlarının belirlenmesine katkıda bulunan bir başka kaynak da Uluslararası Adalet Divanı kararlarıdır. Divan’ın 1696 yılında Hollanda, Danimarka ve Federal Almanya arasındaki Kuzey Denizi Kıta Sahanlığı Davaları kararında, kıta sahanlığı kavramının temelinde, kıyı devletinin ülkesinin denizin altındaki doğal uzantısı olma koşulu yatmaktadır (Pazarcı, 2015: 283).

III. Deniz Hukuku Konferansı sonunda ortaya çıkan Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi‘nin 76. Maddesine göre, “Sahildar bir devletin kıta sahanlığı, karasularının ötesinde kıta kenarının dış eşiğine kadar veya bu eşik daha az bir mesafede ise, karasularının ölçülmeye başlandığı esas hatlardan itibaren 200 deniz mili mesafeye olan kısımda, bu devletin kara ülkesinin doğal uzantısının bütünündeki denizaltı alanlarının deniz yatağı ve toprak altlarını içerir.“ tanımı yapılmıştır.

54444

Sözleşmenin 77 ve 82. maddesine göre ise, kıyı devleti kıta sahanlığı yetki alanındaki doğal kaynaklar üzerinde münhasıran egemenlik haklarını kullanabilir (Birleşmiş Milletler, 2011: ss.26-28). Sözleşmeye göre, kıta sahanlığı kıyı devletinin doğal olarak sahip olduğu yetki alanıdır; bu yetki alanında doğal kaynakları araştırma ve işletme ve bu amaçla yapay ada ve tesis kurma hakkına sahiptir (Balcıoğlu, 2016: 12). Kıyı devleti herhangi bir ilana gerek duyulmaksızın bu haklardan yararlanabilir.

Bu durum, Uluslararası Adalet Divanı’nın 1969 tarihli Kuzey Denizi Kıta Sahanlığı Davaları kararında da belirtilmiş olup, kıyı devletinin Kıta sahanlığı üzerindeki haklarının ipso facto (fiilen) ve ab initio (başlangıçtan beri) olduğu hükme bağlanmıştır (Pazarcı, 2015: 284). Yani bir devletin kıta sahanlığı, onun bu yetki alanını ilanından bağımsız olarak en tabii hakkı ve ayrılmaz bir parçası konumundadır.

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 83. Maddesinde sahilleri bitişik ve karşı karşıya bulunan devletlerin kıta sahanlığının belirlenmesinde hakkaniyete uygun olarak ve bir anlaşma ile sınırların belirlenmesi gerekliliğini belirtmiştir.

e2e 1

Gerek mahkeme kararlarında gerekse fiili durumlarda da kıta sahanlığı sınırlarının ex aequo et bono (hakça ilkeler) gereğince saptanması gerektiği belirtilmiş olup bu hakça ilkeler genellikle jeolojik ögeler, coğrafi bölgeler, bölgede saptanmış başka sınırların varlığı, devletin yaşamsal çıkarları, bölgede ortak petrol yatağı varlığı ve tarihsel hakların varlığı olarak ifade edilmiştir (Pazarcı, 2015: 286).

Münhasır Ekonomik Bölge

Münhasır Ekonomik Bölge, bir kıyı devletinin karasuları esas çizgisinden başlayarak 200 mile kadar varan ve karasuları dışında kalan su tabakası ile deniz yatağı ve onun toprak altında bu kıyı devletine münhasır haklar ve yetkiler tanınan deniz alanıdır (Pazarcı, 2015: 286). Buradaki tanımdan yola çıkarak, söz konusu yetki alanının esas çizgiden itibaren en fazla 200 mile kadar uzanabilen ve karasuları bittiği noktadan başlayan bir bölge olduğu yorumuna varılabilir.

1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi kapsamında kabul edilen münhasır ekonomik bölge alanı özel bir hukuki rejime tabi olup bölge üzerinde hem kıyı devletinin hem de diğer devletlerin hak ve yetkilerinin bulunduğu sözleşmenin V. bölümünde düzenlenmiştir.

qw 1

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi, Münhasır Ekonomik Bölgedeki kıyı devletinin hak ve yetkilerini 56. Madde kapsamında düzenleyerek kıyı devletine deniz yatağı üzerindeki sularda, deniz yatağında ve toprak altındaki canlı ve cansız doğal kaynaklar üzerinde araştırma, işletim, muhafaza ve yönetim hakkı vermektedir. Ancak Sözleşme yine aynı maddede, bu hak ve yetki kullanımında, diğer devletlerin hak ve yükümlülüklerine gereken özenin gösterilmesine de dikkat çekmiştir.

Ayrıca Sözleşme diğer devletlerin hak ve yetkilerini 58. Madde kapsamında düzenleyerek, kıyıdaş devletin ilan etmiş olduğu Münhasır Ekonomik Bölge üzerinde 3. taraflara seyrüsefer serbestisi ve uçuş serbestisi ile denizaltı kabloları ve petrol boruları döşeme yetkisi bırakmıştır (Birleşmiş Milletler, 2001:18).

Hem kıta sahanlığının hem de Münhasır Ekonomik Bölge’nin esas hattan itibaren 200 mil mesafeye uzanması sebebiyle çakışan alanlar olabilmekte ve bu bölgeler kavramsal açıdan da karıştırılabilmektelerdir. Ancak aralarında çok önemli bir fark vardır: Kıta sahanlığı, coğrafi olarak kıyı ülkesinin parçası olan ve dolayısıyla kıyı ülkesinin doğal ve ayrılmaz egemenlik alanı içerisinde yer alan ve gerektiğinde 350 mile kadar genişleyebilen bir bölgedir.

y6

Münhasır Ekonomik Bölge ise, hak ve yetkilerin ilana bağlı olduğu ve en fazla 200 mil genişliğinde bulunan, kıyı devletinin egemenliği altında olmayan ama sadece doğal kaynaklar Münhasır Ekonomik Bölge konusunda münhasır yetkilerin verildiği bir alandır.

Sonuç olarak, kıta sahanlığında hak kendiliğinden var olup egemenlik ilkesinin ayrılmaz bir parçası iken Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi ilana dayanan ve kıyı devletine belirli bir derinliğe kadar yetki tanıyan bir alandır.

Türkiye’nin Deniz Yetki Alanları

Türkiye’nin karasuları genişliği Ege Denizi’nde 6 mil, Karadeniz ve Akdeniz’de 12 mildir. Karadeniz’de kıta sahanlığının belirlenmesine dair ilk anlaşma Türkiye ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği arasında 23 Haziran 1978’de Moskova’da imzalanan Ukrayna, Rusya Federasyonu ve Gürcistan’ın sonrasında halef olduğu “Karadeniz’de Kıta Sahanlığı Sınırlandırması” anlaşmasıdır.

Daha sonra bu anlaşmaya yapılan ekler ile kıta sahanlığı sınırının aynı zamanda Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi sınırı olarak da kabul edilmesine karar verilmiştir. Türkiye’nin, ne 1958 Cenevre Kıta Sahanlığı Sözleşmesi’ne ne de 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne taraf olduğunu belirtmek gerekmektedir.

p0p

KAYNAKÇA

Doğu Akdeniz’de Yetki Alanları ve Enerji Kaynakları Çerçevesinde Türkiye’nin Enerji Güvenliği / Güvenlik Bilimleri Dergisi, Mayıs 2019

Rusya’nın Doğu Akdeniz Stratejisi

0

Doğu Akdeniz geçmişten günümüze her zaman güçlü devletlerin dikkatini çekmektedir. Jeopolitik ve jeostratejik açıdan önemi gün geçtikçe artan bir deniz havzası olduğu için dünya deniz ticaretinde çok önemli bir yere sahiptir. Güçlü devletler adeta yarış içerine girmektedir. Hidrokarbon yataklarının zenginliği, fosil yakıtların mevcudiyeti sebebiyle önem taşımaktadır.

Bölgede bulunmamızdan dolayı bu mesele bizide yakından ilgilendiriyor. Bölgeyle uzaktan yakından coğrafi anlamda yeri olmayan devletler petrol ve doğalgazdan dolayı nüfuz mücadelesi içine girmiştir. Bu ülkelere Amerika, Rusya, İtalya, İngiltere, Fransa gibi ülkeleri söyleyebiliriz. Meselenin Rusya kısmını ele alırsak Rusya bölgedeki en etkili ülkelerden biridir. Rusya dış politikada her zaman çok yavaş ve emin adımlar atan bir ülkedir.

67

Suriye’deki Rusya

Bu konuda Rusya’yı iyi analiz etmek gerekiyor. Klişeleşmiş bir söz olan Rusların sıcak
denizlere inme politikasını iyi biliyoruz. Rusya’nın temel felsefesi haline gelen Sovyetler
zamanından gelen bir anlayış olarak her zaman karşımıza çıkmaktaydı. Günümüze baktığımızda bu hedeflerine ulaşmak için Suriye devletini kullanmaktadır. Bu durum sadece Suriye iç savaşı ile başlamış değil aslında. Moskova 1956 yılından beri Suriye hükümetine askeri mühimmat noktasında yardımcı olmaktadır.

Suriyeyi silah satışında iyi bir pazar alanı olarak görmektedir. 1956-1991 yılları arasında Suriye’ye askeri teknolojik satışı 26 milyon doları geçmiştir. Bugün Suriye’ye bakıldığında heryer de bir tank yığını olduğunu görüyoruz. Tüm bu olanları birleştirdiğimizde aslında bu durum Rusya tarafından yavaş yavaş hazırlanmıştır. 1991 den sonrası için ise net olarak rakamlar bilinmemektedir. Sadece 2011 yılında silah satış rakamı 4 milyar doların üstünde olduğu bilinmektedir.

e2 1

Çalışmaları sadece silah satışıyla kalmadı tabikide bunun yanında 1971 de Tartus limanını alarak buraya askeri gücünü yerleştirdi. Bu bölgeyi alırken lojistik amacıyla almıştı fakat sonrasında işler değişti. 2015 yılından beri Suriye’deki iç karışıklıklar sebebiyle Rusya bölgede daha da aktif olmaya başladı. Rusya’nın genel anlamda Suriye’deki “petrol” için alanda aktif olduğu düşünülür.

Fakat Suriye’nin denizlerdeki potansiyeline de dikkat edilmelidir. Suriye’nin deniz yetki alanlarında ciddi oranda gaz rezervi olduğu bilinmektedir. Bu alanlarda sondaj yetkisini Suriye Rusya’ya vermiştir. Rusya kendi bünyesindeki şirketlerlede bölgede aktif olmaya çalışmaktadır. Buna örnek olarak Mısır da Zohr sahası Doğu Akdeniz’de keşfedilmiş en büyük rezervlerden birisidir. Bu bölgenin %30’una Rusya’ya ait olan Lukoil şirketi sahiptir.

1 1

Kıbrıs Sorunu’nun Bitmemesi Taraftarı

Kıbrıs Doğu Akdeniz’de önemli bir yere sahiptir. Rusya ile Güney Kıbrısın ilişkileri iyidir. Ruslar Yunanlılar ve Rumları kendilerine kardeş olarak görmektedir. Bundan dolayı Kıbrıs’taki Rum yönetimini desteklerler. Bu destekleme sadece Rumlar’dan kaynaklı değil
tabikide Kıbrıs adasının coğrafi konumuda ilişkisinde oldukça etkilidir.

Stratejik bir anlamda önemli olan Pafos ve Limasol Limanlarının Rusların “insani amaçlarla” kullanılmasına izin verilmiştir. Bu ortaklık neticesinde Türkiye’nin adaya karşı adımları da Rusya tarafından dikkatle izlenmektedir. 2019 yılında ikinci sondaj gemimizi yolladığımızda Rusya’da gelişmeleri endişe ile takip ettiği yönünde açıklamalarda bulunuldu. Kıbrıs sorunu ile ilgili çözüme kavuşturmalı diye söylenilsede bu durum Rusya’nın aslında istemeyeceği bir durum.

ffff

Çünkü eğer iki taraf arasında anlaşmaya varılırsa Güney Kıbrıs’ın NATO’yla yakınlaşacağı biliniyor. Böyle bir durum olursa bu tamamen Rusya’nın aleyhine olacaktır. Amerika’nın “Doğu Akdeniz’de Güvenlik ve Enerji Ortaklığı” yasa tasarısı ile Rusya endişe duymaya başladı.

Bu yasa ile birlikte Amerika, Yunanistan, İsrail ve Güney Kıbrıs arasında bir ortaklık oluşturmayı amaçlamaktadır. Buna ek olarak Güney Kıbrıs’da olan Rumları’da burdan göndermekti. Rusya bölgede arka plana atılmak istemediği için Kıbrıs Sorunu’nun bitmesi taraftarı değildir.

fffff

Afrika’daki Tutumu

Doğu Akdeniz sondaj faaliyetlerinin yanısıra Afrika’ya da açılan biryer olarak karşımıza
çıkmaktadır. Afrika son zamanlarda dikkat çekmektedir yakın zamanda burada çok fazla güç mücadeleleri olacaktır. Bölgede Çin, Amerika ve Rusya gibi büyük güçler etkin olmaya
çalışmaktadır. Afrikayı sömüren Avrupalı devletlerin bölgede artık etkin olamayışı diğer güçlü devletler için fırsat oldu. Türkiye Afrika kurasında diğer devletlerden farklı olarak yardım faaliyetleri sebebiyle bulunmaktadır.

Afrika da kazan kazan politikasını yürütmektedir. Ülkelerle yeni bağımlılık, vesayet ve sömürü ilişkileri kurmak yerine siyasi eşitlik ve karşılıklı ekonomik kalkınma hedeflenmektedir. Türkiye Afrika’nın sorunlarına Afrikalı çözüm üretmeye çalışmaktadır. Buna örnek olarak 2011 yılından beri Somali hükümetinde kıtlık, susuzluk ve yoksulluk ile mücadele konusunda çeşitli STKlar aracılığıyla yardım faaliyetlerini yürütmektedir.

fr 1

Rusya çoğunlukla aynı tarafta gözüksede Çin ile ciddi manada bir rekabet içerisindedir. Afrika’da şu anda yayılmacı olarak en aktif olan ülke Çin olduğu için Rusya bu durumu değiştirmek istiyor. Bütün bu olaylara ek olarak birde Kuzey Denizi meselesi bulunmaktadır. Kuzey Denizine baktığımızda çok büyük oranda doğalgaz rezervleri bulunmaktadır.Bu da demek oluyor ki bu bölgede de güç mücadelesi anlamına gelmektedir.

Rusya Kuzey Denizinde yaşanabilecek olan güç mücadelesinde kilit nokta olarak Doğu Akdeniz’i görmektedir. Çünkü o bölgeyi takip eden devletler şu anda Doğu Akdeniz’de
etkin şekilde yer alıyor. Rusya’nın hedeflediği o ülkelerin güçlerinin bir kısmının Doğu
Akdeniz’de kalmasını sağlayıp Kuzey Denizindeki rollerini azaltabilmek.

ffffff

Enerji Kaynakları Rus Ekonomisine Nasıl Yön Verebilir ?

Son olarak Rusya’nın enerji ihracatı konusunda oldukça iyi olduğunu söyleyebiliriz. Milli
gelirinin yaklaşık yüzde 45’i enerji ihracatından gelmektedir. Doğu Akdeniz’de de alternatif
olarak yeni bir kaynak ortaya çıktı.Haliyle Rusya da kaynağın merkezinde kontrol altına almak istiyor. Doğu Akdeniz de bulunacak kaynaklarla birlikte alıcılarını da kaybedebilir. Bunun başını Avrupalı devletler çekiyor doğalgazın yüzde 45’ini Rusya göndermektedir.

Fakat Rusya bölgede aktif olur ise Mısır’ın Zohr Sahasında olduğu gibi saha satın alabilirse bu yeni keşiflerden çok düşük bir düzeyde etkilenebilir. Zaten Güney Kıbrıs’a arka çıkıp Türkiye’nin bölgedeki faaliyetlerinden endişe duymasının sebebi de bu aslında. Türkiye de Rusya’nın doğalgazının ciddi alıcılarından birisidir. Biz kendi sondajımızla kendi kaynaklarımızı bulabilirsek Rus ekonomisinde ciddi bir düşüş yaşanacaktır.

f

Rusya ve Suudi Arabistan’ın en büyük korkusu her zaman ellerinde bulunan doğalgaz ve petrolü satamamaktır. Eğer aksi bir sonuç olursa onlar için ekonomileri altüst olur. Rusya silah satışı ile ayakta kalamaz. Rusya’ya karşı zaten şu anda birçok ülke Amerika’nın uyguladığı silah ambargosunu uygulamaktadır. İstediği düzeyde silah satamayan Rusya enerji de ihraç edemezse ekonomik anlamda sıkıntılı günler yaşayabilir.

Bütün bunların yanında Rusya birazda Amerika’nın boşluğunu doldurmaya çalışmaktadır. Amerika farkettirmeden Ortadoğu genelinde güçlerini azaltmaktadır. Rusya Karadeniz’deki dev donanmasını sadece Suriye iç savaşında Esed’i desteklemek için Akdeniz’e indirmedi. Bu işin başka bir boyutuydu aslında. Rusların Akdeniz’deki hedefleri daha büyük. Yalnızca Doğu Akdeniz’de değil Libya konusuna da karışarak Orta Akdeniz’de de etkin olmaya çalışıyor. Bölgeye sessiz sessiz yerleşmenin peşinde diyebiliriz.

ff

Suriye’deki iç savaş sona erdiğinde kendini daha açık bir şekilde bölgede göstermeye başlayacaktır. O zaman Rusya’yı sadece Doğu Akdeniz de değil, Suriye, Libya genel olarak Afrikada da göreceğiz. Bu süreçte neler yaşanabileceğini Türkiye elbette hesaplayıp planlamıştır. Şu anda Türkiye dengeleyici bir politika ileri sürmektedir. Hepimiz durumları yakından takip etmeye çalışıp, yaşayıp göreceğiz.

Yararlanılan Kaynaklar

  • https://www.google.com.tr/amp/s/ankasam.org/dogu-akdenizin-artan-onemi-veturkiye/
    amp/
  • https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/dogu-akdenizde-neler-oluyor/1529776
  • https://www.google.com.tr/amp/s/ankasam.org/rusyanin-dogu-akdenizdeki-tutumu/amp/
  • https://setav.org/assets/uploads/2018/06/Analiz_230Rusya.pdf
  • https://kriterdergi.com/dis-politika/rusyanin-hakimiyet-stratejisinin-kalpgahi-doguakdeniz

Mısır’ın Donanma Tarihi ve Deniz Gücü

0

Son günlerde Libya’ya yönelik müdahale çağrısı yapan Mısır’ın, Akdeniz’deki deniz gücünü, deniz kuvvetleri envanterini ve Türk-Mısır Donanma Tarihini Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz’in yazısı ile inceleyeceğiz.

1221
Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz

Mısır Donanması’nın Geçmişi

2014 yılından sonraki Abdül Fettah El Sisi döneminde, Mısır donanmasının gelişim eğrisi, adeta kuantum sıçraması ile tarif edilecek seviyede gerçekleşti. Bu sene 92. yaşını kutlayacak donanmanın kuvvet yapısına eklenen savaş gemileri ve sözleşmeleri tamamlanan/devam eden projeler göz önüne alındığında Mısır Donanmasının altın çağını yaşadığını söyleyebiliriz.

Bu süreçte şüphesiz Sisi’nin siyasi gücünü ve ordu üzerindeki kontrolünü artan şekilde koruması önemli. Ayrıca Mısır’ın iç ve dış tehdit algılamalarına karşı daha bağımsız bir askeri doktrin uygulayabilme olanağı bulmasının da önemli yeri var. Mısır’ın güçlü bir donanmaya sahip olma arzusu 1956 Süveyş krizi ile ortaya çıktı. Başkan Cemal Abdül Nasır’ın kanalı millîleştirmesi üzerine, 29 Ekim 1956 tarihinde Sina Yarımadası, Kanalı aşan İsrail güçleri tarafından kısmen işgal edildi.

r2

Daha sonra 6 Kasım 1956 tarihinde Fransız ve İngiliz müşterek kuvvetleri Port Said’e amfibi güç intikal ettirdi. Bu işgal harekâtını Mısır denizden engelleyemedi.  ABD ve Sovyetlerin baskısı ile müdahale durduruldu. Mısır bu krizden sonra önemli dersler çıkardı. 1960 yılında Sovyetler Birliği yardımı ile güçlenen donanma, 6-Gün Savaşı sırasında, 21 Ekim 1967 günü İsrail’e karşı denizde çok önemli bir başarıya imza attı. Sovyetlerin verdiği OSA -II sınıfı hücumbotlar, ateşledikleri dört adet Styx füzesi ile İsrail’e ait Eilat isimli muhribi batırdı.

Bu dünya deniz tarihinde bir ilk oldu. İlk kez güdümlü mermi ile bir savaş gemisi batırıldı. İsrail’de büyük bir travma yaratan bu olayda 47 İsrail denizcisi öldü. Bu olaydan İsrail donanması dersler çıkardı. Altı yıl sonra, Mısır’ın ani saldırısı ile başlayan 1973 Yom Kippur Savaşında bu kez Mısır, İsrail Donanmasına karşı ciddi bir yenilgi aldı. Port Said ve Dimyat deniz savaşlarında İsrail beş Mısır hücumbotunu batırdı.

r22

Mısır Donanması sayısal üstünlüğe ve menzil avantajına rağmen kayıplar verdi. Bu savaşta da dünyada ilk kez güdümlü mermili hücumbotlar karşı karşıya geldi. Ayrıca İsrail tarafından ilk kez elektronik taarruz ile füze angajmanları engellendi. Bu yenilgi Mısır devlet aygıtında donanmaya bakış açısını değiştirdi. Denizdeki olayların karadaki savaşın kaderine etkisi olmadığından donanmaya yatırım yapılmadı.

Bu savaştan sonra SSCB’den uzaklaşarak ABD dümen suyuna giren Mısır, 1979 Camp David anlaşması sonrası tamamen ABD yardımına ve silahlanma programlarına dahil oldu. ABD ise Mısır’ın denizde güçlenmesine yardımcı olmadı. Bir kıyı donanması olarak kalmasını ve İsrail’e tehdit olmamasını sağladı. 1981-2011 arasında görev yapan Mübarek döneminde donanma ABD’den hibe edilen Knox ve OH Perry sınıfı firkateynler ile donatıldı.

r2222

4 adet Çin yapımı Romeo sınıfı denizaltı ABD yardımı ile modernize edildi ve Harpoon füzeleri yüklendi. Sisi iktidarına kadar ABD ağırlıklı bir donanma idame programı mevcut iken, Sisi bu yaklaşımı değiştirdi. Fransa, Rusya ve İtalya ile savunma ilişkilerine ağırlık verdi.

Modernizasyon Cumhurbaşkanı Sisi Dönemi’nde Başladı

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, istihbarat kökenli bir karacı general olmasına rağmen Mısır’ın özellikle 21. yüzyılda deniz gücüne olan ihtiyacını iyi gördü. Göreve geldikten sonra Donanmayı Akdeniz ve Kızıldeniz Donanmaları olarak ikiye böldü. Akdeniz’de iki, Kızıldeniz’de bir yeni deniz üssü geliştirme kararı verdi.

İkinci Deniz Kuvvetleri Özel Kuvvetler Tugayını oluşturdu. Bu arada deniz endüstrisinin gelişimi için de önemli adımlar atıldı. Örneğin Fransız Gowind sınıfı 4 korvetin biri hariç üç adedinin montajı, sivil sektörden satın alınarak geliştirilen İskenderiye Askeri Tersanesinde yapıldı. Alman MEKO A200 sınıfı firkateynlerin de bu tersanede yapılması düşünülüyor.

r222

Büyüyen Donanma

2014 sonrası ABD’den Ambassador sınıfı 4 güdümlü mermili karakol gemisi ile AH 64 Apache helikopterleri modernizasyonu; Fransa’dan Mistral sınıfı 2 Amfibi Hücum Gemisi, 4 Gowind sınıfı korvet ve 1 FREMM sınıfı fırkateyn; Almanya’dan Tip 209 sınıfı 4 dizel elektrik denizaltı (üç adedi hizmette), Rusya’dan 46 adet Ka 52 N. Crocodile helikopteri (üçü hizmette) satın aldılar. Bu satırlar yazılırken İtalya’dan 2 FREMM ile 4 farklı sınıf firkateyn ve 20 hücumbot; Almanya’dan 6 adet MEKO A200 firkateyn tedarik ve sözleşme süreci devam ediyordu.

6 yıl içinde temin edilen bu alımlara Mısır bütçesinden 10 milyar dolardan fazla bir tahsisatın gerçekleştiğini söyleyebiliriz. Bu platformların dışında 2014 öncesinde envanterde bulunan ve yaş ortalaması 30 üzerinde olan ABD, Rus, İngiliz, Polonya, Güney Kore, Çin, Türk, İspanyol asıllı savaş gemilerinin pek çoğu da varlığını koruyor.

r22222

Çoklu Gemi, Sensör ve Silah Donanması

Mısır Donanmasında halen 1 yaş ile 50 yaş arasında savaş gemileri; Amerikan Harpoon ile Rus Styx ve Fransız Exocet, İtalyan otomat Mk 2 gemiye karşı suüstü füzeleri; Fransız ASTER, Alman RAM, Amerikan SM 1 ve Sea Sparrow SAM sistemleri; Alman DM 2A4 ile Çin’in 533 mm denizaltı torpidosu; Mistral sınıfı amfibi hücum gemisinde Amerikan AH 64 Apache ile Rus Ka 52 N. Crocodile helikopterleri görev yapıyor.

Mısır Donanmasının sergilediği bu son derece maliyetli ve bütçeye olağanüstü yükler getiren karmaşık silahlanma programı, Osmanlı İmparatorluğunun en denizci Sultanı, Abdülaziz’in (1861-1867) kurduğu donanmayı hatırlatıyor. Kısa sürede dışarıdan temin edilen gemiler ile çok büyük bir donanma kurulmuştu.

r222222

Ancak ciddi eğitim, teknik ve lojistik sorunlar yaşandığından donanma deniz jeopolitiğinde belirleyici unsur olamamıştı. Mısır Donanmasında eğitim ve doktrin birliği ile lojistik destek ve bakım/onarım gibi teknik süreçlerin yürütülmesi önümüzdeki dönemin Mısır Donanması için en ciddi sorun alanları olacağını söyleyebiliriz.

Carnegie Ortadoğu Merkezinin 28 Şubat 2019 tarihli araştırma belgesinde (The Egyptian Military : A Slumbering Giant Awakes) Mısır’da imal edilen M1 tanklarının pek çoğunun depolarda bakım olmadan tutulduğu veya F 16 uçaklarının ABD deki karşıtlarından neredeyse % 50 daha az uçtuğuna, Amerikan menşeili savaş gemilerinin çoğunluk limanda kalmalarına rağmen, bakım onarım için çok kısıtlı bütçe ayrıldığına dikkat çekiliyor.

Tabi az kullanılan bu unsurlar aynı zamanda az eğitim anlamına da gelebilir. Özetle çok kısa sürede inşa edilen donanmalar eğitim ve lojistikle desteklenmediği sürece kâğıt kulelere benzerler. Mısır bu hızlı gelişmenin ürünü donanmasını gerçek bir krizde denemeden, bu kısa süreci önce hazmetmek zorundadır.

r2222222

Türk-Mısır Donanma Tarihi’ndeki Ortak Sayfalar

Ne ilginçtir. Bugün Yunanistan ile birlikte anlamsız Türkiye karşıtlığı yapan Mısır, Yunanistan’ın bağımsızlığını önlemek için Mora İsyanını bastırmaya Türk Donanması ile birlikte katılmıştı. Sultan II’nci Mahmut, yeniçerileri baskından bir yıl önce tasfiye etmişti. Yeni kurulan Nizam-ı Cedid Ordusu, Yunan isyanı büyüdüğünde henüz harbe hazır değildi.

Bu nedenle II’nci Mahmut, Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’dan yardım talep ederek, Mora’ya asker göndermesini istedi.Kavalalı, oğlu İbrahim Paşa emrinde donanma ve ordu gönderdi. Ancak, 20 Ekim 1827 tarihinde Fransız, İngiliz ve Rus müşterek filosu, Osmanlı–Mısır filosunu Navarin Limanında yaktı. Bu baskında müşterek filo Mısırlı Komutan emrindeydi.

r22222222

Sonucunda üç yıl sonra Yunanistan devleti kuruldu ve İmparatorluğun Balkanlarda çözülme süreci başladı. Kısa süre sonra Mısır ve Osmanlı birbirine düşman oldu ve iki kez savaştılar. İki savaşta da Osmanlı yenildi. 1839’daki Nizip Savaşından sonra Donanma Komutanı saltanat kayığı hamlacılığından yetişme Ahmet Paşa (Firari) donanmayı İskenderiye’ye kaçırdı ve Mısır’a teslim etti.

Mısır’ın denizlerimize ve denizciliğimizin kaderine dolaylı etkisi olan bir başka gelişme de Yunanlı iş adamı George Averof’un Mısır doğumlu olmasıdır. Bu iş adamının cömert bağışı karşılığı adının verildiği Averof kruvazörü Balkan Savaşında Boğazönü ve Doğu Ege Adalarının 3 ay içinde elden çıkmasına neden olmuştu.

Türk-Mısır Deniz Kuvvetleri İlişkisi

Mısır ile Türk denizciliğinin Navarin Baskınından sonra yaşanan ortak sayfalarında son derece az sayıda müspet olay var. Soğuk Savaş sonrası iki ülke donanmaları arasında hemen hemen hiçbir ilişki kurulmadı. 1997 yılına kadar bu durum devam etti.  16 Haziran 1997 tarihinde Deniz Kurdu 97 Tatbikatı sırasında ilk kez, Güney Görev Grup Komutanı Tuğamiral Aydın Gürül emrinde TCG Kocatepe, TCG Yavuz fırkateynleri ile TCG Uluçalireis denizaltımız, İskenderiye limanına gayri resmi ziyarette bulundu.

r222222222

Bu ziyaret için diplomatik klerans son saatlerde verildi. Ziyarette bulunan gemiler şehir dışında bir limana kabul edildi ve resmi ziyaret programı çık kısıtlı bir şekilde uygulandı. Mısır’ın bu soğuk davranışının ana nedeni Türk-İsrail yakınlaşması ve 1996 yılında imzalanan Türkiye-İsrail ikili Savunma ve Eğitim iş birliği anlaşmasıydı. 2008 yılında Türk ve Mısır Deniz Kuvvetleri Komutanları ilk kez bir araya gelmeye başladılar.

Bu ziyaretler sırasında Mısır’a 2003 yılında GKRY ile yaptıkları MEB sınırlandırma anlaşmasında kaybettikleri deniz alanları detaylı bir şekilde izah edildi. Benzer bir anlaşmayı Türkiye ile yapmaları halinde kazançları anlatıldı. Bunun meyveleri kısa süre içinde alındı.  En azından Yunanistan ile sınırlandırma anlaşması yapmadılar. Onun dışında 16 Kasım 2009 tarihinde Aksaz’a istinaden Dostluk Denizi davet tatbikatı başladı.

r2222222222

Mısır Deniz Kuvvetlerinden bu tatbikata bir tümamiral komutasında iki fırkateyn, iki hücumbot ve bir tanker katıldı. Mavi Marmara olayının 1 Haziran 2010 tarihinde yaşanmasından sonra da Türk-Mısır donanmaları arasında önemli gelişmeler yaşandı. 17- 23 Aralık 2011 tarihleri arasında bu kez Mısır ev sahipliğinde İskenderiye’ye istinaden Dostluk Denizi tatbikatı yapıldı. Türkiye bu tatbikata firkateynler ile katılım sağladı.

Sisi’nin iktidara gelmesiyle iki ülke arasındaki ilişkiler ideolojik nedenlerle son derece keskin bir kutuplaşma içine girdi. Mısır Donanması, Yunanistan ve GKRY ile doğrudan Türkiye aleyhinde olan Medusa serisi tatbikatların icrasına başladı. Libya’da Savaş Lordu Hafter’i destekleyerek Türkiye karşıtlığını devam ettirdi.

Ancak şu ana kadar her ne kadar ABD kökenli JINSA (Jewish Institue for National Security of America) Düşünce Kuruluşunun ürettiği değerlendirme belgelerinde kışkırtılanların aksine denizde Türk Donanması ile karşılıklı bir gerginliğe neden olacak olay yaşanmadı. JINSA ‘ya kalsa, Türk ve Mısır donanmalarının Akdeniz’de birbirileri ile savaşmaları adeta teşvik ediliyor. Bu tuzağa Türkiye’nin düşmeyeceği bir gerçektir. Mısır’ın da tarihinden gelen birikimle aynı tutumda olacağı beklenendir.

r22222222222

Diğer taraftan Mısır ile Türkiye’nin Libya harekat alanında yaşanan gerginliğinin vekalet savaşları üzerinden devam edeceği de bir gerçektir. Cufra ve Sirte’de önümüzdeki dönemde yaşanacakların Türk Mısır ilişkilerinin geleceğine önemli etkisi olacağını söyleyebiliriz. Mısır devlet aygıtının  Türkiye ile Libya üzerinden yöneteceği ilişkilerde, tarihin ve zamanın ruhunun ışığında Mısır halkı adına en uygun olanı yapacağını beklemek durumundayız.

Mısır Donanması’nın Tehdit Değerlendirmesi

Bugünkü konjonktürde Mısır Donanmasının son 6 yıldaki silahlanmasının ana itici gücü, başta deniz yetki alanlarında tespit edilen zengin doğal gaz sahalarının korunması olmak üzere Arap dünyasında lider deniz gücü konumuna gelerek Doğu Akdeniz ve Kızıldeniz’deki etkinliğini artırmayı hedeflediğini söyleyebiliriz. Diğer yandan özellikle denizaltı filosunu geliştirmesi, başta İsrail olmak üzere bölge ülkeler için en ciddi tehdit unsurudur.

r222222222222

Güçlü bir Mısır denizaltı filosu İsrail’in gerek Süveyş çıkışı gerekse Cebelitarık-Hayfa eksenine tehdit oluşturabilecek özelliklere sahip. Diğer yandan son altı yılda Yunanistan ve GKRY ile Türkiye aleyhinde Medusa serisi ortak deniz tatbikatlarına katılması; Türkiye aleyhindeki Akdeniz Gaz Forumunda aktif rol alması, bu silahlanmada Akdeniz çanağında Türk Donanmasının rakip olarak görüldüğü sonucunu çıkarabiliriz.

Ancak iki ulus devlet donanması olarak Akdeniz’de karşı karşıya gelme ihtimalini çok düşük gördüğümü söyleyebilirim. Bugün Türk hükümetinin  Müslüman Kardeşler karşıtı bir söylem kullanmaya başlaması halinde, Kahire’yle ilişkilerin düzeleceği ve bu suretle Türk-Mısır deniz sınırlandırma anlaşmasının kısa sürede imzalanabileceği kanaatindeyim.

Çünkü Türklerle Mısırlılar, 19. Yüzyıldaki Kavalalı Mehmet Paşa döneminden bugüne kadar ne savaştılar ne de düşman oldular. Bu geçici bir durum. Türk Mısır ilişkilerinin düzelerek COVİD sonrası dönemde yaratacağı iş birliği fırsatları, son altı yılda yaşanan gergin dönemin geçici zararlarını kısa sürede unutturacaktır.

s1ss

Bu durum her iki halkın çıkarınadır. Unutulmamalıdır ki Mısır asırlardır Afrika’nın ezilenleri arasındadır. Halen destek verdiği emperyalist kamp, tarihi ile uyumlu değildir. Mısır Kavalalı’nın hatasını tekrar etmemelidir.

Emekli Tümamiral Cem GÜRDENİZ

Doğu Akdeniz: [Haftalık Bülten 14-21 Haziran]

0

Son dönemlerde gerilimin tırmandığı Doğu Akdeniz’de, geçen hafta (7 Haziran-14 Haziran) gerçekleşen askeri ve diplomatik olayları ele alacağız. Doğu Akdeniz’de her gün gerçekleşen askeri, diplomatik ve siyasi olaylar bölgeyi daha da ön planda tutmakta, gündemi yoğun olarak ilgilendirmektedir.

14 Haziran

  • Türk Deniz Kuvvetleri, Kıbrıs’ın güneybatısında bulunan bir bölgede NAVTEX yayınladı. Eğitim sahasının ismini ise “TINAZTEPE” olarak bildirdi.
  • Eski Rum Dışişleri Bakanı Yoannis Kasulidis, ‘’Çözümsüzlüğün rehiniyiz. Erdoğan’la, Kıbrıs sorununun çözülmüş olması, çözülmemiş olmasından daha iyidir. Türkiye’yi Kıbrıs sorunu çözülmüşken karşımıza almamız, çözülmemişken almamızdan daha iyidir.’’ dedi.

2 1

15 Haziran

  • Milli Savunma Bakanlığı, ‘’Türk ve İtalyan Deniz Kuvvetlerine ait denizaltılar tarafından 13 Haziran 2020 tarihinde Akdeniz’de Deniz Eğitimleri icra edildi. Akdeniz’in en etkin denizaltı filolarına sahip iki Deniz Kuvveti arasında icra edilen eğitimler ile karşılıklı işbirliğinin artırılması sağlandı.’’ açıklamasında bulundu.

16 Haziran

  • KKTC Başbakanı Ersin Tatar, İngiltere’nin üsler konusunda Kıbrıs Türk halkı ve idarecilerinin onayını almadan atacağı herhangi bir adımın doğru olmayacağını ifade ederek İngiltere’nin bu konuda tek yanlı karar almaması gerektiğini söyledi.
  • Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis, ‘’Türkiye yayılmacı boru hattı hayallerinden vazgeçer ve bizimle mahalle kabadayısı olarak değil de eşit ve yasalara uygun bir partner olarak hareket ederse bunu hoş karşılarız. Türkiye imparatorluk hayallerinden vazgeçsin.’’ dedi.
  • NATO, “Libya’daki durum ciddi ve zor. İşlenen suçların araştırılmasını destekliyoruz. Rusya’nın Doğu Akdeniz ve Libya’da artan faaliyetlerini endişe ile takip ediyoruz.” açıklamasında bulundu.
  • İsrail’i ziyaret eden Yunanistan Başbakanı Miçotakis, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerini “agresif” ve bölgesel istikrara yönelik bir “tehdit” olarak tanımladı.
  • Yunanistan Başbakanı Miçotakis, İsrail’i ziyaret ederek Başbakan Netanyahu ile temaslarda bulundu. İki ülke arasında çeşitli anlaşmalar imzalandı.

g

17 Haziran

  • GKRY lideri Anastasiades, İspanya Başbakanı Sanchez ile telefonda görüştü ve Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de “istikrarı bozan yasadışı” hamlelerine karşı Avrupa Birliği düzeyinde adım atmasını istedi.
  • Yunanistan Çevre ve Enerji Bakanı Kostis Hatzidakis, ‘’Yunanistan ve İsrail’in enerji üzerine ortaklığının oldukça etkili olduğuna inanıyorum. İki ülke arasındaki ilişkiler, özellikle enerji sektöründe hiç bu kadar iyi olmamıştı. EastMed projesinde kararlılıkla ilerliyoruz.’’ dedi.
  • Yunanistan’ın GKRY Büyükelçisi Theocharis Lalakos, ’’Yunanistan ve Mısır arasında MEB belirlenmesi, birçok parametreye sahip karmaşık bir süreç ama iyimseriz. İtalya ile yapılan anlaşmanın ardından bir sonraki adım Mısır ile olacak. Dendias’ın Mısır ziyareti Türkiye’ye bir mesaj.’’ dedi.
  • Avrupa Dış İlişkiler Konseyi, ‘’AB, Doğu Akdeniz konularında Türkiye ile kapsamlı bir anlaşmaya aracılık ederse, diğer problemlerin çözülme şansı olacak. Doğu Akdeniz enerji kaynakları üzerinde yeni bir gelir paylaşımı gerekli. Erdoğan merhametli, sert ve pragmatik bir lider.’’ açıklamasında bulundu.
  • Fransa Savunma Bakanlığı Yetkilisi, ‘’Türk savaş gemileri, Türk kargo gemisini aramak isteyen Fransız Savaş gemisine 3 kez radarda hedefleme yaptı. Türk savaş gemilerinin, Füze saldırısı yapacağı düşünüldü. Türkiye’nin agresif eylemlerini kınıyoruz.’’ dedi.
  • Avrupa Halk Partisi Başkanı Donald Tusk, ‘’Yunanistan Başbakanı Miçotakis ve GKRY Cumhurbaşkanı Anastasiadis’i dikkatle dinledik. Yunanistan ve GKRY, Türkiye’nin Akdeniz’deki agresif politikasından kaynaklanan artan gerilim ışığında AHP’nin tam desteğine güvenebilir.’’ dedi.

gg

18 Haziran

  • Yunanistan Dışişleri Bakanı Dendias, Kahire’de Mısır Dışişleri Bakanı Sameh Shoukry ile görüştü. İki ülke arasında Akdeniz’de deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına dair anlaşma üzerinde görüştüler ve işbirliklerini yinelediler.
  • Mısır Dışişleri Bakanlığı, “Mısır, Yunanistan ile ilişkilerini gerek ikili seviyede, gerek Kıbrıs ile oluşturulan üçlü işbirliği mekanizması seviyesinde geliştirmek istiyor.’’ açıklamasında bulundu.
  • Yunanistan Başbakanı Yardımcısı Amiral ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Alexandros Diakopoulos, “Eğer olası bir çatışmada Yunanistan, Türkiye’ye teslim olursa, Türkiye İran’dan daha tehlikeli bir ülke haline gelebilir, bunun sonucunda İsrail çok büyük acı çeker.” dedi.
  • Yunanistan Dışişleri Bakanı Dendias, ‘’Türkiye, Yunanistan’ın ve GKRY’nin toprak bütünlüğünün ve egemenlik haklarının provoke edilmesinde ısrar ediyor. Coğrafya, Türkiye ve Yunanistan’ı Doğu Akdeniz’in ortak mahallesinde birlikte yaşamaya mahkum etti.’’ dedi.
  • Yunanistan Savunma Bakanı Nikolaos Panagiotopoulos: ‘’Akdeniz’deki Fransız fırkateynlerine karşı Türk donanmasının saldırganlığı, Türkiye’nin NATO’ya olan uyumunu tehdit ediyor.’’ dedi.
  • Fransa Dışişleri Bakanlığı, “Libya’da barış ve istikrarın kurulması yolu üzerindeki en büyük engel BM’nin silah sevkiyatına uyguladığı ambargonun, özellikle Türkiye tarafından, Berlin’de bu yılın başında üzerine aldığı yükümlülüklere rağmen, sistematik olarak ihlal edilmesi.” açıklamasında bulundu.

eq

19 Haziran

  • Yunanistan Genelkurmay Başkanı Konstantinos Floros, “Yunan topraklarına kim ayak basarsa, önce onu yakacağız, sonra gidip kim olduğunu göreceğiz. Yunan Silahlı Kuvvetleri ile çatışan herkes, ağır bir maliyetle ayrılacağını bilmelidir.” dedi.
  • Yunanistan Hükümet Sözcüsü Stelios Petsas, ‘’Uluslararası hukuk, adalarımız için MEB hakkı sağlıyor ve bunu birçok ülke kabul ediyor. Ege ve Akdeniz’de devam eden Türkiye’nin zorluklarını anlatmak ve egemenlik haklarımızı korumak için uluslararası girişimlerde bulunacağız.’’ dedi.
  • İtalya Dışişleri Bakanı Maio, “İtalya Türkiye’yi olmazsa olmaz bir müttefik olarak görüyor.” dedi.
  • Dışişleri  Bakanı Çavuşoğlu, “İrini Operasyonu dengeli değil, Libya hükümetinin beklentilerini karşılamamıştır. Kuzey’den gelen teçhizatı kısmen denetleyebiliyor. Suriye’den veya Abu Dabi’den gelen silahları denetleye biliyor mu? İrini’nin içinde bulunan Fransa, Libya’ya bizzat silah gönderiyor.” dedi.
  • Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, “Bizim reaksiyonumuz, Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi dışlamaya çalışanlara karşı atılmış adımlardır. Paylaşıma inanan herkesle bu işbirliğine hazır olduğumuzu vurguladık. Gerçekten buna inanıyoruz. Huzurun olmadığı, paylaşımın olmadığı yerde her zaman gerginlikler olur.” dedi.
  • Libya Başbakanı Serrac, İtalya’nın önde gelen gazetelerinden La Repubblica’ya yazdığı makalesinde, “Saldırganlığa karşı somut önlemler alma konusunda örnek olan Türkiye’ye, hükümetimizin güçlü takdirlerini ve en derin minnettarlığını vurgulamak isterim.” ifadelerini kullandı.
  • Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile görüşen İtalya Dışişleri Bakanı Luigi Di Maio, “Libya meselesi artık AB ve İtalya için tehlike arz etmemeli. Bölgede ateşkes için çalışıyoruz. Akdeniz’de istikrar istiyoruz. İtalya ile Libya’da kalıcı barış ve sonuç getirici bir siyasi süreç için çalışmaya devam edeceğiz.” dedi.
  • Libya Ordu Sözcüsü Albay Muhammed Kanunu, “Türk askeri sahada çok yetenekli. Onlardan çok şey öğrendik. Destekleri sayesinde Hafter’e karşı üst üste zaferler kazanıyoruz. Güçlüyüz. Türk askeri Hafter’in teröristlerine karşı mücadelemizde bize ağabeylik yaptı.” dedi.
  • Hafter’in sözde Deniz Kuvvetleri Komutanı Faraj El-Mahdavi, “Türkiye’nin Vatiyye Hava Üssü’nü devralması veya Misrata’da olası bir deniz üssü kurması Arap, Afrika ve Avrupa ülkelerinin güvenliğine ciddi şekilde problem oluşturacak.” dedi.

ju 1

20 Haziran

  • Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, ”Ordumuz, sınır ötesi harekata hazırdır. Libya’daki son gelişmeler Mısır’a yasal olarak müdahale hakkının yolunu açmıştır. Cufra ve Sirte kırmızı çizgidir. İki taraftan biri kırmızı çizgiyi geçerse, Mısır müdahale hakkını kullanacaktır.” dedi.
  • Mısır Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi Genel Sekreteri Tarek El-Khouly, ”Mısır-Yunanistan deniz sınırı anlaşması, Doğu Akdeniz’deki haklarımızı ve diğer ülkelerin çıkarlarını koruyacak. Ayrıca anlaşma, Türk zorbalığına ve hırsızlığına set çekecektir.” dedi.
  • Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias, ‘’Mısırlı yetkililer, Meis adasının kıta sahanlığı sorunundan rahatsız değil ancak Türklerin hassasiyetlerinin üzerine gitmekten kaçınıyorlar. Mısırla MEB anlaşması imzaladığımızda bu durum Türklerin çıkarıyla çatışacak.’’ dedi.
  • Yunanistan Başbakanlık Güvenlik Danışmanı Alexandros Diakopoulos, ‘’Olası tüm senaryolar için hazırlığımız var. Akdeniz ve Ege’de ateşli bir olaya ihtiyaç olacağını sanmıyorum ancak Yunanistan, yasa dışı bir şekilde egemenlik haklarının ihlaline tolerans göstermeyecek.’’ dedi.
  • Milli Savunma Bakanı Akar, Fransız gemilerine taciz iddiası üzerine, “Bilgi, belge, gemimiz ve karargahlarımızdaki kayıtlara göre iddia tamamen gerçek dışı.” şeklinde konuştu.
  • İsrail’in GKRY Büyükelçisi Sammy Revel, ‘’ İsrail, GKRY’nin MEB’sinde egemenlik haklarını kullanmasına saygı duyuyor. 2010 yılında iki ülke arasında imzalanan MEB anlaşmasını koruma konusunda tamamen kararlıyız.’’ dedi.

f4

21 Haziran

  • Güney Kıbrıs Rum Kesimi Savunma Bakanı Savvas Angelidis, “AB’nin çıkarları güvence altına alınması ve Türklerin etkin politikalarının engellenmesi için bölgede, AB’nin daimi deniz varlığı göstermesi şarttır.” dedi.
  • Yunanistan Göç ve İltica Bakan Yardımcısı George Koumoutsakos, katıldığı bir canlı yayın programında Doğu Akdeniz’e işaret ederek, “Türkiye diyalog istiyor, ancak çıkarlarını da korumak zorunda” dedi.
  • Yunanistan Çevre ve Enerji Bakanı Kostis Hatzidakis: ‘’Türkiye ile MEB anlaşması ihtimalini görüşmeye hazırız. Türkiye, Yunanistan’ın imzaladığı şeye benzer bir anlaşma yapmak istiyorsa, bunu tartışmak için buradayız. Hiçbir şekilde ülkemizi savunmasız bırakmayacağız.’’
  • Yunan Donanması, 15-18 Haziran tarihleri arasında Girit’in güneyinde, Filo Komutanlıkları, Sahil Güvenlik ve Hava Kuvvetleri varlıklarının katılımıyla küçük çaplı bir operasyonel tatbikat gerçekleştirdiğini duyurdu.
  • Libya Devlet Yüksek Konseyi Üyesi Şatır, “Sisi’nin açıklamaları savaş davullarını çalmaktır. Demokrasiyi baltalamak, kabul etmediğimiz ve indirdiğimiz bir askeri getirmek konusundaki ısrarınızdan bu yana Libya’nın güvenliği tehlikededir.” dedi.

u6

Yararlanılan Kaynaklar
  • Hellas Journal
  • Pentapostagma
  • @akdenizpolitik
  • Kathimerini
  • @AkdenizKibris
  • Veteranos
  • Greek City Times
  • Newpost.gr
  • Enoplos

Doğu Akdeniz Ülkeleri’nin Askeri Güç Karşılaştırması (2020)

0
Son dönemlerde gerilimin tırmandığı Doğu Akdeniz’de, ülkelerin askeri ve diplomatik ilişkileri yeni boyutlar kazanıyor. Doğu Akdeniz’de, son yılların en kapsamlı askeri tatbikatları icra ediliyor.
Globalfirepwer savunma sitesinin verilerine göre, Doğu Akdeniz’de yer alan ülkelerin 2020 yılı içerisindeki kara, hava ve deniz odaklı askeri güç karşılaştırmasını inceleyeceğiz.

Türkiye

Savunma Bütçesi: 19.000.000.000 USD

Askeri Personel
  • Toplam Personel: 735 bin
  • Aktif Personel: 355 bin
  • Yedek Personel: 380 bin
Hava Gücü
  • Toplam Uçak/Helikopter: 1.055
  • Savaş Uçağı: 206
  • Özel Uçak: 18
  • Saldırı Uçağı: 0
  • Helikopterler: 497
  • Eğitim Uçağı: 276
  • Nakliye Uçağı: 80
  • Saldırı Helikopteri: 100
Kara Gücü
  • Tanklar: 2.622
  • Zırhlı Araçlar: 8.777
  • Obüs: 1.278
  • Top: 1.260
  • Roketatar Sistemi: 438
Deniz Gücü
  • Toplam Gemi: 149
  • Korvet: 10
  • Uçak Gemisi: 0
  • Denizaltı: 12
  • Fırkateyn: 16
  • Mayın Tarama Gemisi: 11
  • Saldırı/Devriye Botu: 35
  • Destroyer: 0
fe
Türk Deniz Kuvvetleri

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti

Savunma Bütçesi: ?

Askeri Personel
  • Toplam Personel: 65 bin
  • Aktif Personel: 40 bin
  • Yedek Personel: 25 bin
Kara Gücü
  • Tanklar: 296
  • Zırhlı Araçlar: 552
  • Obüs: 72
  • Top: 96
  • Roketatar Sistemi: 16

(Hava ve Deniz güçleri, net olmadığından yazılmadı.)

31

Yunanistan

Savunma Bütçesi: 4.884.000.000 USD

Askeri Personel
  • Toplam Personel: 750 bin
  • Aktif Personel: 200 bin
  • Yedek Personel: 550 bin
Hava Gücü
  • Toplam Uçak/Helikopter: 566
  • Savaş Uçağı: 187
  • Özel Uçak: 8
  • Saldırı uçağı: 0
  • Helikopterler: 231
  • Eğitim Uçağı: 143
  • Nakliye Uçağı: 15
  • Saldırı Helikopteri: 29
Kara Gücü
  • Tanklar: 1.355
  • Zırhlı Araçlar: 3.691
  • Obüs: 547
  • Top: 463
  • Roketatar Sistemi: 152
Deniz Gücü
  • Toplam Gemi: 116
  • Korvet: 0
  • Uçak Gemisi: 0
  • Denizaltı: 11
  • Fırkateyn: 13
  • Mayın Tarama Gemisi: 4
  • Saldırı/Devriye Botu: 35
  • Destroyer: 0
32 1
Yunanistan Ordusu

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi

Savunma Bütçesi: 2.500.000.000 USD

Askeri Personel
  • Toplam Personel: 87.750
  • Aktif Personel: 12.750
  • Yedek Personel: 75 bin
Hava Gücü
  • Toplam Uçak/Helikopter: 27
  • Helikopterler: 8
  • Saldırı Helikopteri: 11
Kara Gücü
  • Tanklar: 182
  • Zırhlı Araçlar: 428
  • Obüs: 28
  • Top: 104
  • Roketatar Sistemi: 14
Deniz Gücü
  • Saldırı/Devriye Botu: 9

Lübnan

Savunma Bütçesi: 2.500.000.000 USD

Askeri Personel
  • Toplam Personel: 75 bin
  • Aktif Personel: 75 bin
  • Yedek Personel: 0 bin
Hava Gücü
  • Toplam Uçak/Helikopter: 70
  • Savaş Uçağı: 0
  • Özel Uçak: 0
  • Saldırı uçağı: 9
  • Helikopterler: 55
  • Eğitim Uçağı: 0
  • Nakliye Uçağı: 0
  • Saldırı Helikopteri: 0
Kara Gücü
  • Tanklar: 366
  • Zırhlı Araçlar: 2.228
  • Obüs: 12
  • Top: 374
  • Roketatar Sistemi: 30
Deniz Gücü
  • Toplam Gemi: 57
  • Korvet: 0
  • Uçak Gemisi: 0
  • Denizaltı: 0
  • Fırkateyn: 0
  • Mayın Tarama Gemisi: 0
  • Saldırı/Devriye Botu: 13
  • Destroyer: 0
fr
Lübnan Ordusu

İsrail

Savunma Bütçesi: 20.000.000.000 USD

Askeri Personel
  • Toplam Personel: 615 bin
  • Aktif Personel: 170 bin
  • Yedek Personel: 445 bin
Hava Gücü
  • Toplam Uçak/Helikopter: 589
  • Savaş Uçağı: 259
  • Özel Uçak: 23
  • Saldırı Uçağı: 18
  • Helikopterler: 146
  • Eğitim Uçağı: 154
  • Nakliye Uçağı: 15
  • Saldırı Helikopteri: 48
Kara Gücü
  • Tanklar: 2.760
  • Zırhlı Araçlar: 10.275
  • Obüs: 650
  • Top: 300
  • Roketatar Sistemi: 100
Deniz Gücü
  • Toplam Gemi: 65
  • Korvet: 4
  • Uçak Gemisi: 0
  • Denizaltı: 2
  • Fırkateyn: 0
  • Mayın Tarama Gemisi: 0
  • Saldırı/Devriye Botu: 45
  • Destroyer: 0
op
İsrail Ordusu

Mısır

Savunma Bütçesi: 11.200.000.000 USD

Askeri Personel
  • Toplam Personel: 920 bin
  • Aktif Personel: 440 bin
  • Yedek Personel: 480 bin
Hava Gücü
  • Toplam Uçak/Helikopter/SİHA/İHA: 1.054
  • Savaş Uçağı: 215
  • Özel Uçak: 11
  • Saldırı Uçağı: 88
  • Helikopterler: 294
  • Eğitim Uçağı: 387
  • Nakliye Uçağı: 59
  • Saldırı Helikopteri: 81
Kara Gücü
  • Tanklar: 4.295
  • Zırhlı Araçlar: 11.700
  • Obüs: 1.139
  • Top: 2.189
  • Roketatar Sistemi: 1.084
Deniz Gücü
  • Toplam Gemi: 316
  • Korvet: 7
  • Uçak Gemisi: 2
  • Denizaltı: 8
  • Fırkateyn: 7
  • Mayın Tarama Gemisi: 31
  • Saldırı/Devriye Botu: 45
  • Destroyer: 0
qw
Mısır Ordusu

İtalya

Savunma Bütçesi: 27.800.000.000 USD

Askeri Personel
  • Toplam Personel: 357 bin
  • Aktif Personel: 175 bin
  • Yedek Personel: 182 bin
Hava Gücü
  • Toplam Uçak/Helikopter: 860
  • Savaş Uçağı: 99
  • Özel Uçak: 26
  • Saldırı Uçağı: 110
  • Helikopterler: 439
  • Eğitim Uçağı: 185
  • Nakliye Uçağı: 38
  • Saldırı Helikopteri: 59
Kara Gücü
  • Tanklar: 200
  • Zırhlı Araçlar: 6.947
  • Obüs: 54
  • Top: 108
  • Roketatar Sistemi: 21
Deniz Gücü
  • Toplam Gemi: 249
  • Korvet: 0
  • Uçak Gemisi: 2
  • Denizaltı: 8
  • Fırkateyn: 12
  • Mayın Tarama Gemisi: 10
  • Saldırı/Devriye Botu: 16
  • Destroyer: 4
45
İtalyan Ordusu

Suriye

Savunma Bütçesi: 1.800.000.000 USD

Askeri Personel
  • Toplam Personel: 142 bin
  • Aktif Personel: 142 bin
  • Yedek Personel: 0
Hava Gücü
  • Toplam Uçak/Helikopter: 456
  • Savaş Uçağı: 199
  • Özel Uçak: 0
  • Saldırı uçağı: 0
  • Helikopterler: 231
  • Eğitim Uçağı: 67
  • Nakliye Uçağı: 15
  • Saldırı Helikopteri: 29
Kara Gücü
  • Tanklar: 1.355
  • Zırhlı Araçlar: 3.691
  • Obüs: 547
  • Top: 463
  • Roketatar Sistemi: 152
Deniz Gücü
  • Toplam Gemi: 116
  • Korvet: 0
  • Uçak Gemisi: 0
  • Denizaltı: 11
  • Fırkateyn: 13
  • Mayın Tarama Gemisi: 4
  • Saldırı/Devriye Botu: 35
  • Destroyer: 0
56
Suriye Ordusu
KAYNAKÇA

globalfirepower.com

 

Türk Heyeti Libya’da

0
Libya’nın başkenti Trablus’ta Türk heyet, Libya Başbakanı Fayiz es-Serrac ile görüştü. Heyette, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ve MİT Başkanı Hakan Fidan yer aldı.
Türk kamu ve özel sektör şirketlerinin Libya’daki altyapı ve petrol konularındaki çalışmaları ve yatırımlarının görüşüldüğü ifade edilen açıklamada, Libya ve Türkiye arasında Kasım 2019’da “güvenlik ve askeri iş birliği ile deniz yetki alanlarının sınırlandırılması” konularında mutabakat muhtıralarının imzalandığı hatırlatıldı.

22

Libya ve Türkiye Arasında İmzalanan MEB Anlaşması

27 Kasım 2019’da, Türkiye  ile Libya  arasında Akdeniz’de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası imzalanmıştı.
Türkiye ile Libya arasında imzalanan bu anlaşma, Doğu Akdeniz’deki diğer ülkelerin tepkisini çekti. Yunanistan, Libya’nın Atina Büyükelçisini Persona non grata (istenmeyen kişi) ilan etti. Türkiye, Libya’yla vardığı anlaşma sayesinde Yunanistan’la GKRY ve Mısır arasında bir kalkan oluşturduğunu ve münhasır ekonomik bölgesinin batı sınırını oluşturduğunu açıklamıştı.
Yunanistan’ın Girit’ten Meis’e kadar olan bölgedeki alanlarını tek bir sahil şeridi olarak kabul ederek Güney Kıbrıs ve Mısır ile deniz yetki anlaşması imzalaması olasılığı Türkiye için bir sorun teşkil ediyordu. Yunanistan’ın böyle bir adım atmış olması durumunda Türk karasularının yaklaşık 41 bin kilometre kare olarak hesaplanan bir alana hapsedileceğini düşünen Türkiye, Libya ile yapılan anlaşma sayesinde bu planların bozulduğu ve egemen haklarının korunduğunu açıkladı.

Libya ile imzalanan mutabakat, Türkiye’nin KKTC ile 2011’de yaptığı Kıta Sahanlığı Sınırlandırma Anlaşması’ndan sonra bölgede yaptığı ikinci deniz yetki sınırlandırma anlaşması.

Türkiye ile Libya arasında imzalanan Deniz Yetki Alanları Sınırlandırılmasına Dair Mutabakat Muhtırası Sonucunda Kazanımlar

Libya ile Türkiye arasındaki mutabakat muhtırası ile;
  • İlk defa Türkiye bir kıyıdaş devlet ile Münhasır Ekonomik Bölge sınırlandırma anlaşması imzalamış,
  • Hukuki ve meşru zemin elde edilmiş,
  • Müktesep hak sağlanmış,
  • Siyasi üstünlük ele geçirilmiş,
  • Deniz yetki alanlarımızın batı sınırı uluslararası hukuka uygun bir şekilde belirlenmiş,
  • Böylece meşru haklarımızın hukuki alt yapısı oluşturulmuş,
  • Uluslararası kamuoyuna hukuk ve diplomasi araçlarını kullandığımız mesajı verilmiş,
  • Türkiye ile Libya arasında sınırlandırılan deniz yetki alanı şeridi, Yunanistan ile GKRY-Mısır arasında bir kalkan şeklinde yer almış,
  • GKRY ve Yunanistan ikilisinin savunduğu, AB tarafından desteklenen ve Sevr niteliğindeki sözde Seville Haritası ile Türkiye’yi 41 bin kilometrekarelik bir deniz alanına hapsetmek gayesi ile yapılan siyasi oyunlar ve hesaplar bozulmuş,
  • Türkiye için Doğu Akdeniz’de en kötü senaryo olan Yunanistan-Mısır ve Yunanistan-GKRY arasında sınırlandırma anlaşması yapma olanağı ortadan kaldırılmıştır.

ju

Yararlanılan Kaynaklar

Yunanistan ve İsrail Zirvesi

0
Yunanistan Başbakanı Miçotakis, kalabalık bir heyetle İsrail’e bir ziyaret düzenledi. Miçotakis ve beraberindeki heyet Kudüs’te İsrail Başbakanı Netanyahu ile zirvede bir araya geldi. İki liderin gündeminde Doğu Akdeniz’de Yunanistan, İsrail ve Güney Kıbrıs ortaklığındaki enerji projelerinin yanı sıra turizm ve Filistin vardı. Yunanistan ve İsrail arasında bir dizi anlaşmalar yapıldı.
Türkiye’nin, Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerini saldırgan olarak niteleyen Miçotakis, “Bu etkinliğin, bölgesel barış ve istikrar için bir tehdit olduğunu düşünüyoruz. Başbakan (Netanyahu) ile görüşmemizde deniz ve kara sınırlarımızda son zamanlarda yaşanan Türklerin yasadışı ve kışkırtıcı davranışlarını gündeme getirdim” ifadelerini kullandı.

scaled

Yunanistan Başbakanı Miçotakis,Türkiye ile Libya’daki Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) arasındaki karşılıklı ilişkiyi bölge açısından “istikrarsızlaştırıcı” olarak tanımladı. İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs, ocak ayında, Doğu Akdeniz’den Avrupa’ya gaz transfer etmek için yeni bir boru hattı anlaşması imzalamıştı. Buna tepki gösteren Türkiye bölgeye sondaj gemilerini göndermişti.

İsrail’in Yunanistan’dan Beklentileri

İsrail açısından ise önem taşıyan bir konu da Filistin oldu. İsrail, Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in ziyaretini Batı Şeria topraklarını ilhak planlarına yönelik Avrupa Birliği’nin eleştirel tutumunu yumuşatmak için bir fırsat olarak görmekteydi.
İsrail’in Atina Büyükelçisi Yossi Amrani, İsrail Ordu Radyosu’na yaptığı açıklamada “Yunanistan’ın, Avrupa Birliği içinde bize verilecek destek için bir dayanak noktası olmasını bekliyoruz” dedi.

Yunanistan’ın İsrail’den Kiraladığı Heronlar

Türk İHA’larının Trakya sınırı, Ege kıyıları ve Kıbrıs’ta sürekli gözlem yapması Yunanlıları tedirgin etmesi üzerine, Yunanistan Mayıs 2020’de yaklaşık 40 milyon Euro ödeyerek İsrail’den 2 adet HERON-Mk2 tipi İHA’yı üç yıllığına kiraladı.
İHA anlaşması corona virüs nedeniyle telekonferansla imzalandı. Yunanistan 6 ay içinde teslim edilecek İHA’ların kira bedelini 3 taksitte ödeyecek. İHA’lar Ege ve Meriç’te sınır güvenliği için kullanılacak. Yunanistan, kira sözleşmesi sona erdikten sonra istediği takdirde İsrail yapımı 2 adet İHA’yı satın alabilecek. Görüşmeleri yaklaşık iki senede sonlanan bu kiralama iki ülke arasındaki ilk askeri anlaşma oldu.
Anlaşmaya ilgili konuşan İsrail Uluslararası Savunma İşbirliği Dairesi Başkanı Yair Kulas, “Diğer Avrupa ülkeleriyle olduğu gibi Yunanistan’la da güvenlik sorunlarına yardım sağlayacak daha fazla anlaşma imzalamayı umut ediyoruz” dedi.

d3 1

Doğu Akdeniz Krizi Nasıl Gelişti?

2000’lerin başında Doğu Akdeniz’de zengin doğal gaz ve petrol yataklarının bulunduğunu gösteren araştırmaların ardından bölgeye kıyısı olan ülkeler ve Kıbrıs Rum Yönetimi Münhasır Bölge Anlaşmaları yapmaya başladı. Türkiye’nin hukuksuz olarak nitelediği bu anlaşmaların ilki Rum tarafı ve Mısır arasında 2003 yılında imzalandı. Türkiye bu anlaşmaları Birleşmiş Milletler’e taşıdı.
Güney Kıbrıs, 2007 yılında tek taraflı ilan ettiği 13 parselde doğal gaz arama faaliyetlerini sürdürüyordu. Buna karşılık olarak Türkiye, adanın kuzeyi ve doğusunda belirlediği bölgelerde Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na (TPAO) arama ruhsatları verdi.
Rum yönetiminin arama faaliyetleri için izin verdiği şirketlerden biri olan ABD’li enerji devi ExxonMobil’in 2018 yılının sonunda Kıbrıs açıklarında dünyada son iki yılda bulunan en büyük üçüncü doğal gaz kaynağını ortaya çıkardıklarını duyurmasının ardından kriz tırmanmaya başladı.

Yararlanılan Kaynaklar

  • https://www.internethaber.com/turk-ihalarinin-korkusu-yunanistana-israilden-40-milyon-euroya-2-adet-heron-kiralatti-2100965h.htm
  • https://www.dw.com/tr/mitsotakis-israilden-t%C3%BCrkiyeyi-ele%C5%9Ftirdi/a-53831622
  • https://www.ekathimerini.com/253761/article/ekathimerini/news/greece-israel-send-turkey-joint-message

Yunanistan ve İtalya Arasında MEB Anlaşması

0
Doğu Akdeniz’deki doğal gaz sondaj çalışmaları nedeniyle gerginliğin tırmandığı bir dönemde Avrupa Birliği (AB) üyesi Yunanistan ve İtalya, 12 Haziran’da Adriyatik Denizi ile Akdeniz arasındaki İyon Denizi’nde Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) sınırlandırma anlaşması imzaladı.
Söz konusu anlaşma, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de savunduğu kıta sahanlığı ve MEB sınırlarını içeriyor. Ankara ile Serrac’ın belirlediği MEB’in batıda Girit adasına teğet geçmesine tepkili Atina yönetimi söz konusu bölgenin kendi MEB’ine dahil olduğunu iddia ediyordu.
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dendias, iki ülke arasında varılan anlaşmanın, aslında Yunanistan ile İtalya arasında kıta sahanlığı ile ilgili 1977’de imzalanan anlaşmanın devamı olduğunu belirterek, yeni anlaşmayla MEB alanlarındaki adaların haklarının belirlendiğini söyledi.

gt

Dendias, “Anlaşma, BM’nin deniz hukuku ile ilgili sözleşmesi tümüyle temel oluşturuyor. Deniz bölgelerinin belirlenmesi geçerli anlaşmalarla başarılır, Türkiye-Saraj anlaşması gibi dayanağı olmayan anlaşmalarla ve tek yanlı sunulan koordinatlarla değil.” dedi.
Yunanistan ve İtalya, Doğu Akdeniz’den Yunanistan, İtalya ve Güneydoğu Avrupa ülkelerine yılda 10 milyar metreküp doğal gaz taşıması öngörülen EastMed boru hattı projesinde de ortak konumundalar.

Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) Nedir ?

Birlesmis Milletler Deniz Hukuku Sözlesmesinin verdiği tanıma göre Münhasır Ekonomik Bölge, karasuların ölçülmeye başlandığı esas hat itibariyle 200 deniz milinin ötesine uzanmayan ve kıyı devletine, deniz yatağı üzerindeki sularda, deniz yataklarında ve bunların toprak altındaki alanlarında birtakım hak ve yetkiler tanıyan deniz alanına denilmektedir.

jh

İtalya ile Yunanistan arasındaki anlaşmanın 3 temelde gelişmesi öngörülüyor;
  • İlk aşamada iki ülke arasında MEB anlaşması imzalanacak.
  • Daha sonra taraflar arasında İtalyan balıkçıların Yunan kara sularındaki faaliyetlerinin devam etmesini güvence altına alacak ek bir sözleşme imzalanacak.
  • Ardında da Yunanistan’ın İyon Denizi’nde kara sularını 12 mile çıkarması durumunda İtalyan balıkçıların endişelerini karşılayacak bir tasarı Atina ve Roma tarafından ortaklaşa hazırlanarak Avrupa Konseyine sunulacak.
Yunanistan uzmanı İtalyan gazeteci Francesco De Palo, Yunanistan ve İtalya’nın imzaladığı anlaşmanın amacını, “Her şeyden önce bu anlaşma, İtalya’yı enerji konusunda bir aktör olarak sunmayı amaçlıyor. Zira Roma, Eastmed Boru Hattı projesinde aktif bir pozisyon aldı, ancak ön planda değildi. ‘Ekibin’ ana kısmı Yunanistan, Kıbrıs, İsrail ve Mısır’dan oluşuyor. Aslında bunlar, Türkiye karşıtı bir motivasyonla hareket ediyor. Başlangıçta bu anlaşma, İtalya’daki başarısızlığı ortadan kaldırmayı amaçladı. Salento ve İyon Denizi’nin Yunanistan kıyısı arasındaki sınırda, Yunanistan’ın düne kadar hak iddia ettiği bir yeraltı kaynağı bulunduğunu anımsatmak isterim.
Ancak haritaya bakıldığında, herhangi bir kişi bu kaynağın tam olarak iki ülke arasında bulunduğunu ve bu nedenle müşterek olarak işletilmesi gerektiğini anlar. Türkiye’yi ele alacak olursak, burada herhangi birine karşı veya herhangi bir kişiyle birlikte koalisyon kurulması amaçlanmıyor. İtalya, enerji açısından maalesef çok ileri görüşlü değil, iki yıldır zekice temaslar kuran, müzakereler yürüten ve siyasi ittifaklar oluşturan Yunanistan, İtalya’nın uzak ara önüne geçti. Zor olan bir anlaşmayı imzalamak değil, onu hayata geçirmektir.” diye anlattı.

cr

Türkiye Nasıl Tepki Verdi ?

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Yunanistan ile İtalya arasındaki MEB anlaşması ile ilgili konuştu:
“Örneğin, kendi ana karasına uzak, ama başka bir ülkenin, Yunanistan’ın bazı adalarında olduğu gibi, bizim sınırımıza yakın olan adaların tam etkinliği olamaz. Yani ana kara gibi muamele edilemez. Biz bunu Libya ile deniz yetki alanlarımızı belirlerken, anlaşmayı imzalarken kıta sahanlığımızın batı sınırlarını da belirledik. O batı sınırlarını belirlerken de buna riayet ettik. Bu anlaşma, içeriği bakımından bizi doğrudan ilgilendirmese bile, uluslararası hukuk bakımından ve bizim tezlerimizin de haklılığını gösterme bakımından son derece faydalı bir anlaşma oldu.” diye konuştu.
Çavuşoğlu, Yunanistan’ın imzaladığı bu anlaşmayla, Türkiye’nin Libya ile imzaladığı anlaşmanın uluslararası hukuka uygun olduğunu tescillediğinin, uluslararası hukuk ve uygulamalar bakımından Türkiye’nin tezine yaklaştığının, ancak bunun Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki anlaşmalarıyla bir ilgisi olmadığının altını çizdi.
Emekli Tümamiral Doç. Dr. Cihat Yaycı, Yunanistan ve İtalya’nın Münhasır Ekonomik Bölge anlaşması imzalanmasıyla ilgili,
“Bu anlaşma ile Yunanistan adaların ana kara kadar hakkı olmadığını kabul etmiş oldu. Yunanistan sürekli adaların ana karalar gibi eşit deniz yetki alanı olduğunun kabul edilmesini istiyor, fakat ne Arnavutluk’u ne de bu hafta yapılan anlaşmada İtalya’yı bu konuda ikna edemedi. Oysa aynı tezleri kullanarak Türkiye’ye karşı Ege’de ve Doğu Akdeniz’de hak iddiasında bulunuyor. Meis Adası’nı haritada görmek bile mümkün değilken ‘Kıta sahanlığı var’ diyerek koskoca Anadolu’nun kıyılarını yok sayarak Doğu Akdeniz’e sahip olmak istiyor. Bu cesaretinin arkasında biraz da Yunan diplomatların agresif aktifliği yatıyor.” dedi.

iy

Yararlanılan Kaynaklar
  • https://www.star.com.tr/politika/bakan-cavusoglu-ayasofya-kesinlikle-uluslararasi-bir-konu-degildir-haber-1547785/
  • https://www.aa.com.tr/tr/dunya/yunanistan-ve-italya-meb-anlasmasi-imzaladi/1870790
  • https://tr.sputniknews.com/columnists/202006101042227117-yunanistan-ve-italyanin-imzaladigi-meb-anlasmasi-ne-anlama-geliyor/